New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları için Eylül ayında kente gelmesi beklenen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) tutuklama emri kapsamında gözaltına alınıp alınmayacağı konusunda belediye hukuk ekibiyle görüşmeler yürüttüğünü duyurdu. Mamdani, yabancı bir lideri tutuklama emrini uygulama yetkisine sahip olup olmadığından emin olmadığını, bu nedenle konuyu hukuki boyutuyla incelediklerini belirtti. UCM, geçtiğimiz Mayıs ayında Netanyahu ve İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında Gazze'de savaş suçu ve insanlığa karşı suç işledikleri gerekçesiyle tutuklama emri çıkarmıştı. New York, BM'nin ev sahibi kent olarak uluslararası hukuk çerçevesinde bu tür emirlerin uygulanması konusunda hassas bir konumda bulunuyor.
Gelişmenin Arka Planı
New York Belediye Başkanı'nın bu açıklamaları, Netanyahu'nun BM Genel Kurulu'na katılmak üzere Eylül'de ABD'ye yapacağı ziyaret öncesinde geldi. Mamdani, bir basın toplantısında, "UCM'nin tutuklama emrinin New York'ta nasıl uygulanacağı konusunda hukuk ekibimizle görüşüyoruz. Yetkimizin kapsamını netleştirmeye çalışıyoruz. New York Polis Departmanı'nın bu tür bir emri yerine getirme yetkisi olup olmadığı henüz net değil," ifadelerini kullandı. Mamdani, daha önce Filistin yanlısı gruplar tarafından Netanyahu'nun ziyareti sırasında tutuklanması talebiyle baskı altına alınmıştı. UCM'nin tutuklama emri, 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze çatışmalarında sivil kayıpların yoğun olduğu dönemde çıkarılmıştı. Netanyahu, emrin 'siyasi' olduğunu savunurken, ABD yönetimi UCM'nin İsrail lideri hakkındaki kararını tanımadığını açıklamıştı. Ancak New York gibi yerel yönetimlerin uluslararası hukuk karşısındaki tutumu merak konusu.
Mamdani'nin bu konudaki kararsızlığı, New York'un BM'nin ev sahibi olarak Roma Statüsü'nü imzalamamış olmasından kaynaklanıyor. ABD, UCM'yi tanımayan ülkeler arasında yer alıyor. Bu nedenle New York polisinin UCM emirlerini uygulama zorunluluğu bulunmuyor. Ancak belediye başkanı, siyasi ve hukuki baskılar arasında bir denge kurmaya çalışıyor. Konuyla ilgili olarak eski New York belediye başkanları da benzer ikilemlerle karşılaşmıştı. 2002 yılında dönemin Belediye Başkanı Michael Bloomberg, eski Yugoslavya lideri Slobodan Miloseviç'in UCM tarafından aranması durumunda New York'ta tutuklanıp tutuklanmayacağı sorusunu gündeme getirmiş ancak net bir adım atmamıştı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişme, yalnızca New York'u değil, uluslararası hukukun uygulanabilirliği açısından tüm dünyayı ilgilendiriyor. UCM'nin kararlarına uyum konusunda ülkeler arasında büyük farklılıklar bulunuyor. ABD, Çin, Rusya ve İsrail gibi ülkeler UCM'ye taraf değilken, Avrupa Birliği üyesi ülkeler ve birçok Latin Amerika ülkesi mahkemenin yetkisini tanıyor. Netanyahu'nun New York'a olası bir ziyareti, bu ikili yapıyı bir kez daha gözler önüne serecek. Eğer New York yetkilileri Netanyahu'yu tutuklamazsa, UCM'nin otoritesi sorgulanır hale gelebilir. Öte yandan, tutuklama girişimi ABD-İsrail ilişkilerinde ciddi bir krize yol açabilir. ABD Dışişleri Bakanlığı daha önce UCM'nin İsrail liderine yönelik tutuklama emrini "utanç verici" olarak nitelendirmiş ve mahkemenin bu kararının barış çabalarına zarar verdiğini savunmuştu.
Olayın küresel yansımaları arasında, benzer durumların diğer ülkelerde de yaşanabileceği endişesi yer alıyor. Geçtiğimiz yıllarda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında da UCM tarafından tutuklama emri çıkarılmış, ancak Putin'in uluslararası ziyaretlerinde herhangi bir işlem yapılmamıştı. Bu durum, UCM'nin kararlarının uygulanabilirliği konusundaki tartışmaları alevlendiriyor. Netanyahu vakası, mahkemenin siyasi olarak hassas isimler karşısındaki gücünü test edecek bir örnek teşkil ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu uluslararası hukukun üstünlüğü ilkesi açısından önem taşıyor. Türkiye, Gazze'deki sivil kayıplar ve insani kriz nedeniyle İsrail'i sert bir dille eleştirirken, UCM'nin tutuklama emrini destekleyici bir tutum sergilemişti. New York'taki bu tartışma, Türkiye'nin de içinde bulunduğu uluslararası toplumun, savaş suçlarıyla mücadelede siyasi engelleri aşma çabalarının bir yansıması. Eğer New York, Netanyahu'yu tutuklarsa, bu durum Türkiye'nin de benzer adımları atması için bir emsal oluşturabilir. Ancak pratikte Türkiye'nin İsrail ile diplomatik ilişkileri ve bölgesel dengeler göz önüne alındığında, doğrudan bir etki beklenmiyor. Yine de uluslararası hukukun caydırıcılığı açısından bu sürecin takip edilmesi, Türk dış politikasının ilkesel duruşu için önemli.