İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) Başsavcısı Kerim Han'ın görevden alınmasını "çok olumlu bir gelişme" olarak nitelendirdi ve mahkemeye yönelik saldırılarını yeniledi. Netanyahu, bu adımı İsrail'in uluslararası alanda maruz kaldığı "haksız" baskıların sona ermesi yönünde bir işaret olarak değerlendirdi. Karar, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarına ilişkin soykırım suçlamalarıyla ilgili devam eden soruşturma bağlamında büyük yankı uyandırdı.
Gelişmenin Arka Planı
ICC Başsavcısı Kerim Han, 20 Mayıs 2024'te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında, Gazze'deki çatışmalarda işlendiği iddia edilen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle tutuklama emri talebinde bulunmuştu. Han ayrıca Hamas liderleri için de benzer taleplerde bulunmuştu. Bu hamle, İsrail ve müttefiki ABD tarafından sert bir şekilde eleştirilmiş, ancak uluslararası toplumun bir kesiminden destek görmüştü.
ICC'nin bağımsız gözetim organı olan Devletler Tarafı Konferansı (ASP) Bürosu, 28 Ekim 2024'te Han'ın görevden alınmasına karar verdi. Kararın gerekçesi olarak, Han'ın görevini kötüye kullandığı ve soruşturma yürütme biçiminin "tarafsızlık ve bağımsızlık ilkelerini ihlal ettiği" öne sürüldü. Ancak insan hakları örgütleri, bu adımın siyasi bir müdahale olduğunu ve ICC'nin itibarını zedelediğini belirtti.
Netanyahu, yaptığı açıklamada, "Bu karar, ICC'nin İsrail'e karşı yürüttüğü haksız ve önyargılı kampanyanın bir itirafıdır. Mahkeme, uluslararası hukuku korumak yerine siyasi bir silaha dönüşmüştür" dedi. İsrail Başbakanı, ayrıca mahkemenin kararlarını tanımadıklarını ve bu sürecin İsrail'in meşruiyetini artırdığını savundu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişme, uluslararası hukukun uygulanabilirliği ve mahkemelerin bağımsızlığı konusunda önemli tartışmaları beraberinde getirdi. İnsan hakları örgütleri, ICC'nin kararının Gazze'deki savaş suçlarının failleri için bir "cezasızlık" mesajı verdiğini ve bu durumun uluslararası toplumda güven bunalımına yol açtığını ifade etti. Uluslararası Af Örgütü'nden yapılan açıklamada, "ICC'nin başsavcısının görevden alınması, mahkemenin kuruluş amacına ihanettir. Bu karar, İsrail'in işlediği iddia edilen suçların soruşturulmasını engellemeye yönelik açık bir çabadır" denildi.
Bölgede ise Filistin yönetimi kararı "utanç verici" olarak nitelendirirken, Hamas ise ICC'nin İsrail lehine siyasileştiğini öne sürdü. Arap ülkelerinden Mısır, Ürdün ve Katar, mahkemenin kararının uluslararası hukuka gölge düşürdüğünü belirterek, bağımsız bir soruşturma yürütülmesi çağrısını yineledi. Avrupa Birliği ise kararı "endişe verici" bulduğunu açıklarken, ABD yönetimi ise kararı "İsrail'in haklı mücadelesinin bir zaferi" olarak değerlendirdi.
Uzmanlar, bu kararın ICC'nin itibarını ciddi şekilde zedelediğini ve gelecekte benzer davalarda mahkemenin etkinliğini azaltabileceğini belirtiyor. Uluslararası hukuk profesörü Dr. Ayşe Gül Altınay, "ICC'nin başsavcısının görevden alınması, mahkemenin siyasi baskılara ne kadar açık olduğunu gösterdi. Bu durum, uluslararası ceza adaletinin geleceği açısından endişe verici bir emsal oluşturuyor" dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin uluslararası hukuka ve Filistin davasına verdiği destek açısından yakından izlenmelidir. Türkiye, daha önce ICC'ye yapılan başvuruyu memnuniyetle karşılamış ve İsrail'in Gazze'deki eylemlerinin savaş suçu teşkil ettiğini savunmuştu. Han'ın görevden alınması, uluslararası toplumda cezasızlık kültürünün güçlenmesine yol açabilir ve Türkiye'nin Filistin'e yönelik diplomatik girişimlerini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, bu süreçte ICC'nin bağımsızlığını savunmalı ve uluslararası hukukun etkinliği için mücadele etmelidir. Ayrıca bu durum, Türkiye'nin kendi yargısal bağımsızlığı konusundaki hassasiyetini de gündeme getirmektedir; zira Türkiye'ye yönelik benzer baskılar, uluslararası yargı organlarının siyasallaşması riskini artırabilir.