ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi'nde kalıcı barışı sağlamak amacıyla açıkladığı 'yol haritası', İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından reddedildi. Netanyahu, planın İsrail'in güvenlik endişelerini tam olarak karşılamadığını belirterek, Hamas'ın silahsızlandırılması ve bölgeden tamamen çekilmesi konusunda daha net garantiler talep etti. Öte yandan Hamas, İsrail'in işgalci güçlerini geri çekmesi ve Filistinlilere yönelik ablukayı kaldırması şartıyla plana destek verebileceğini açıkladı. Bu gelişme, Gazze'deki savaşın sona erdirilmesi ve esir takası konusunda umutları artırırken, taraflar arasındaki temel güvensizlik ve öncelik farklılıkları, müzakerelerin önündeki en büyük engel olmaya devam ediyor.
Planın Detayları ve Tarafların Tutumu
Trump'ın 'roadmap' olarak adlandırdığı plan, üç aşamalı bir süreç öngörüyor. İlk aşamada ateşkesin kalıcı hale getirilmesi, insani yardımların kesintisiz ulaştırılması ve Hamas'ın elindeki İsrailli rehinelerin serbest bırakılması yer alıyor. İkinci aşamada, Gazze'nin yeniden inşası için uluslararası bir fon oluşturulması ve Filistin Yönetimi'nin bölgede yeniden yapılandırılması planlanıyor. Son aşamada ise, iki devletli çözüm çerçevesinde kalıcı bir siyasi çözüm için müzakerelerin başlatılması öngörülüyor. Ancak Netanyahu, planın özellikle ilk aşamasındaki 'Hamas'ın silahsızlandırılması' ifadesinin muğlak olduğunu ve İsrail'in güvenlik kontrolüne dair net bir mekanizma içermediğini savunuyor. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamada, 'Hamas'ın askeri kanadı tamamen tasfiye edilmeden ve Gazze'den herhangi bir tehdit kalmadan ateşkesi kabul etmeyeceğiz' denildi.
Hamas ise planı 'olumlu bir adım' olarak nitelendirdi ancak İsrail'in Gazze'den koşulsuz çekilmesi ve Filistinlilere uygulanan ambargonun kaldırılması şartını öne sürdü. Örgütün sözcüsü Hazem Kasım, 'Trump'ın planındaki bazı maddeler kabul edilebilir olsa da, İsrail'in işgalci tutumu ve Filistin halkının haklarını görmezden gelen yaklaşımı kabul edilemez' ifadelerini kullandı. Ayrıca Hamas, Filistin devletinin kurulması ve Doğu Kudüs'ün başkent olması konusunda somut adımlar atılmadan kalıcı bir barışın mümkün olmayacağını vurguladı.
Bölgesel ve Uluslararası Boyut
Trump'ın bu girişimi, ABD'nin Orta Doğu'da arabuluculuk rolünü yeniden canlandırmaya çalıştığının bir işareti olarak görülüyor. Ancak uzmanlar, özellikle İsrail'in güvenlik kaygıları ile Hamas'ın siyasi hedefleri arasındaki derin uçurumun, planın uygulanabilirliğini zora soktuğunu belirtiyor. Mısır ve Katar'ın arabuluculuğunda yürütülen önceki müzakereler de benzer nedenlerle tıkanmıştı. Bölge ülkeleri, Gazze'deki insani krizin derinleşmesinden endişe ederken, İran'ın Hamas'a verdiği destek ve Hizbullah'ın kuzey sınırındaki saldırıları, çatışmanın genişleme riskini artırıyor.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ın geçtiğimiz hafta bölgeye yaptığı ziyarette tarafları plana destek vermeye çağırmasına rağmen, İsrail ve Hamas arasındaki güven bunalımı derinleşerek devam ediyor. Taraflar, silahsızlanma ve askeri geri çekilme konusunda ilk adımı atmayı birbirinden beklerken, ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve rehinelerin serbest bırakılması için somut ilerleme sağlanamıyor. Uluslararası toplum, Gazze'de savaşın sona erdirilmesi ve iki devletli çözümün hayata geçirilmesi yönünde çağrılarını yinelerken, mevcut siyasi atmosfer ve bölgesel dinamikler, çözümün önündeki engelleri giderek büyütüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği güçlü destekle biliniyor ve Gazze'deki gelişmeleri yakından takip ediyor. Ankara, daha önce yaptığı açıklamalarda iki devletli çözümü savunmuş ve uluslararası toplumu İsrail'e yönelik baskıyı artırmaya çağırmıştı. Bu bağlamda Trump'ın planı, Türkiye'nin bölgesel aktör olarak arabuluculuk çabalarını etkileyebilir. Türkiye, özellikle müzakerelerin tıkanması durumunda, Gazze'ye insani yardım ulaştırılması ve Filistinli mültecilerin durumunun iyileştirilmesi için inisiyatif alma potansiyeline sahip. Ancak planın İsrail'in güvenlik kaygılarını önceliklendirmesi ve Hamas'ı dışlayıcı yaklaşımı, Türkiye'nin Filistin'de ulusal birlik hükümeti kurulması yönündeki çağrılarıyla örtüşmüyor. Bu nedenle Türkiye, sürecin kalıcı barışa ulaşması için daha kapsayıcı bir müzakere zemininin oluşturulması gerektiğini savunuyor.