Orta Doğu diplomasisinde, hiçbir mutabakat zaptının tam olarak koruyamayacağı belirli bir tehlike türü vardır: Kaybedecek bir şeyi olmayan ve emrinde hâlâ bir ordu bulunan bir lider. Bugün bu tanıma uyan kişi Binyamin Netanyahu'dur. Washington ve Tahran, aktif çatışmayı sona erdirmeyi ve nükleer programı sınırlamayı amaçlayan bir çerçeve anlaşması imzaladı. Ancak bu anlaşma, Netanyahu'nun İsrail'in güvenliğine yönelik varoluşsal bir tehdit olarak gördüğü İran'la mücadelede son perde olmayabilir. Kaynaklar, İsrail Başbakanı'nın anlaşmayı baltalamak için askeri seçenekler de dahil olmak üzere elindeki tüm araçları kullanmaya hazır olduğunu belirtiyor.
Netanyahu'nun Sıkışmış Konumu ve Olası Hamleleri
Netanyahu, iç politikada yolsuzluk davaları ve koalisyon krizleriyle boğuşurken, dış politikada da İran anlaşmasına karşı sert bir duruş sergiliyor. İsrail Başbakanı, anlaşmanın İran'ın nükleer silah elde etmesini engellemekte yetersiz kalacağını, aksine Tahran'a uluslararası meşruiyet ve mali kaynak sağlayarak bölgedeki vekil güçlerini güçlendireceğini savunuyor. Uzmanlara göre Netanyahu, ABD Kongresi'ndeki muhafazakâr müttefiklerini harekete geçirerek anlaşmaya karşı yasal engeller çıkarmayı, İran'a yönelik gizli operasyonları yoğunlaştırmayı veya doğrudan askeri bir saldırıyı dahi göze alabilir. Özellikle İran'ın nükleer tesislerine yönelik siber saldırılar veya suikastlar, Netanyahu'nun daha önce başvurduğu yöntemler arasında yer alıyor.
Netanyahu'nun elindeki en büyük kozlardan biri, İsrail'in nükleer silah kapasitesine sahip olduğu yönündeki örtülü tehdit. İsrail, bölgede nükleer güce sahip olduğu bilinen tek ülke konumunda ve bu durum, Netanyahu'ya İran'a karşı caydırıcılık sağlıyor. Ancak bu caydırıcılık, aynı zamanda tırmanma riskini de beraberinde getiriyor. İran'ın olası bir misillemesi, tüm bölgeyi savaşa sürükleyebilir.
Anlaşmanın Bölgesel ve Küresel Boyutu
Washington ile Tahran arasındaki çerçeve anlaşması, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri değil, tüm Orta Doğu'daki güç dengelerini etkileyecek nitelikte. Anlaşma, İran'ın nükleer programını sınırlandırmasının yanı sıra, petrol piyasalarında arz fazlası yaratarak küresel enerji fiyatlarını düşürebilir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Sünni Körfez ülkeleri, İran'ın anlaşmayla elde edeceği mali kaynakların bölgedeki nüfuz mücadelesinde kullanılmasından endişe ediyor. Bu ülkeler, İsrail ile birlikte anlaşmaya en sert tepki gösteren aktörler arasında.
Öte yandan anlaşma, Rusya ve Çin'in Orta Doğu'daki etkisini artırabilir. Her iki ülke de İran'la yakın ilişkilerini koruyor ve anlaşma sonrası Tahran'la ticari ve askeri iş birliğini derinleştirmeyi hedefliyor. ABD'nin bölgeden çekilme algısı, müttefiklerini endişelendirirken, rakiplerine ise alan açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Netanyahu'nun İran anlaşmasını sabote etme girişimleri, Türkiye'nin güvenliğini ve bölgesel çıkarlarını doğrudan etkileyebilir. Türkiye, İran'la enerji ticareti ve sınır güvenliği konularında iş birliği yaparken, olası bir İsrail-İran çatışması Türkiye'nin güney sınırında istikrarsızlık yaratabilir. Ayrıca, İran'a yönelik yeni yaptırımlar veya askeri müdahale, Türkiye'nin enerji maliyetlerini artırabilir ve bölgesel ticaretini olumsuz etkileyebilir. Ankara, bu nedenle anlaşmanın korunmasından ve diplomatik çözüm arayışlarından yana. Türkiye, hem İran hem de İsrail'le dengeli ilişkilerini sürdürmeye çalışırken, olası bir krizde arabuluculuk rolü üstlenebilir.