İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin desteklediği Gazze ateşkes anlaşmasına karşı çıkarak, Hamas tamamen silahsızlanana kadar İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nden çekilmeyeceğini açıkladı. Bu açıklama, Washington'un bölgede kalıcı bir ateşkes sağlama çabalarına rağmen geldi ve Orta Doğu'daki gerilimin daha da tırmanabileceğine işaret ediyor. Netanyahu'nun bu tutumu, hem uluslararası toplumda hem de İsrail iç siyasetinde yeni tartışmalara yol açtı.
Gelişmenin Arka Planı
Netanyahu, başkent Kudüs'te yaptığı açıklamada, Hamas'ın askeri kanadını oluşturan İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın silahlarını bırakmadığı sürece İsrail'in güvenlik kontrolünü sürdüreceğini vurguladı. “Hamas'ın silahları toplanıp imha edilmeden ordumuz Gazze'den ayrılmayacak. Bu, hem İsrail'in kuzeyindeki yerleşimlerin güvenliği hem de bölgesel istikrar için vazgeçilmez bir koşuldur” dedi. Bu açıklama, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ın geçtiğimiz hafta bölgeye yaptığı ziyarette taraflara sunduğu üç aşamalı ateşkes planına doğrudan bir ret olarak yorumlandı.
ABD planı, ilk aşamada altı haftalık ateşkes, ikinci aşamada kalıcı ateşkes görüşmeleri ve üçüncü aşamada Gazze'nin yeniden inşasını öngörüyor. Ancak Netanyahu, bu planın Hamas'ın elini güçlendireceğini ve gelecekte daha büyük saldırılara zemin hazırlayacağını savunarak, güvenlik garantileri olmadan imza atmayacağını belirtti. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) yetkilileri de Gazze'nin kuzeyindeki tampon bölgelerin korunmasının stratejik önemine dikkat çekti.
Hamas yönetimi ise Netanyahu'nun bu açıklamasına sert tepki gösterdi. Hamas sözcüsü Hazem Kasım, “İşgalcinin dayattığı koşullar asla kabul edilemez. Silahlarımız, halkımızın direnişinin sembolüdür ve teslim edilmesi söz konusu değildir” dedi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Netanyahu'nun bu tutumunun, bölgesel dengeleri ve uluslararası toplumun tepkisini nasıl şekillendireceği merak konusu. Mısır ve Katar'ın arabuluculuğunda yürütülen müzakerelerde tıkanıklık yaşanması, insani krizi derinleştiren Gazze'deki durumu daha da ağırlaştırıyor. Birleşmiş Milletler, Gazze'deki nüfusun yaklaşık yüzde 85'inin yerinden edildiğini ve acil insani yardıma ihtiyaç duyduğunu belirtiyor.
ABD yönetimi, İsrail'in güvenlik endişelerini anlamakla birlikte, uzayan çatışmanın bölgesel bir yangına dönüşme riskini artırdığı konusunda uyarıyor. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, “Ateşkes anlaşması hem İsrail hem Filistin halkı için bir kazanımdır. Şiddetin sona ermesi, rehinelerin serbest bırakılması ve kalıcı barışın önünü açacaktır” ifadelerini kullandı. Öte yandan İran ve Hizbullah'ın da sürece dâhil olabileceği endişesi, bölgedeki tansiyonu yüksek tutuyor.
İsrail'de siyasi krizin de gölgesinde yaşanan bu gelişme, Netanyahu'nun koalisyon ortaklarının aşırı sağcı kanadından destek alırken, muhalefet cephesinde eleştirilere neden oluyor. Eski Savunma Bakanı Benny Gantz, “Netanyahu'nun kişisel çıkarları ulusal çıkarların önüne geçiyor. Bu açıklama, savaşı bitirme fırsatını kaçırmak anlamına geliyor” dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, başından bu yana Gazze'deki çatışmaların sona ermesi ve Filistin devletinin kurulması için diplomatik girişimlerde bulunuyor. Ankara, İsrail'in Gazze'deki operasyonlarını “soykırım” olarak nitelendirerek uluslararası mahkemelerde yargılanması gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede Netanyahu'nun “Hamas silahsızlanmadan çekilme” koşulu, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği daha da güçlendirebilir. Türkiye, bölgede kalıcı barışın ancak 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletiyle mümkün olabileceğini vurguluyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Katar ve Mısır ile ortak arabuluculuk rollerini ön plana çıkarabilir.