İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, işgal altındaki Doğu Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa'nın altındaki tünelleri ziyaret etti. Aynı gün, aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir, İsrail polisinin koruması altında Mescid-i Aksa yerleşkesine baskın düzenledi. Bu eylemler, bölgedeki gerilimi daha da tırmandırarak uluslararası tepkilere yol açtı.
Gelişmenin Arka Planı
Netanyahu'nun tünel turu, İsrail'in Kudüs'teki statükoyu değiştirmeye yönelik adımlarının son halkası olarak yorumlanıyor. Mescid-i Aksa, Müslümanlar için kutsal sayılan ve Yahudiler tarafından Tapınak Tepesi olarak adlandırılan bölgede yer alıyor. İsrail, 1967'den bu yana bölgenin statükosunu koruma altına aldığını iddia etse de, son yıllarda yerleşimci baskınları ve arkeolojik kazılar sık sık gündeme geliyor. Netanyahu'nun ziyareti, bu tür faaliyetlere siyasi destek anlamına geliyor.
Ben Gvir'in baskını ise provokasyon olarak nitelendiriliyor. Ben Gvir, daha önce de birçok kez Mescid-i Aksa'ya baskın düzenlemiş ve bu eylemleriyle Filistinlilerin ve Müslüman dünyasının öfkesini çekmişti. Bu kez, Netanyahu'nun tünel gezisiyle aynı güne denk gelmesi, İsrail hükümetinin bilinçli bir tırmandırma stratejisi izlediği şüphesini doğuruyor.
İsrail polisi, baskın sırasında Mescid-i Aksa'da bulunan Filistinlilere müdahale etti ve bazı kişileri gözaltına aldı. Filistin yönetimi, olayı kınayarak uluslararası toplumu acil müdahaleye çağırdı. Hamas da yaptığı açıklamada, İsrail'in "kırmızı çizgileri aştığını" belirterek misilleme tehdidinde bulundu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Mescid-i Aksa, sadece Filistin-İsrail çatışmasının değil, tüm Orta Doğu'nun hassas dengelerinin merkezinde yer alıyor. İsrail'in kutsal alana yönelik her türlü müdahalesi, Ürdün, Suudi Arabistan, Mısır gibi bölge ülkeleri tarafından yakından izleniyor. Ürdün, Mescid-i Aksa'nın statükosunun koruyucusu olarak kendisini görüyor ve İsrail'in tek taraflı adımlarına karşı çıkıyor.
Son aylarda İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları ve Batı Şeria'daki artan yerleşimci şiddeti, bölgede zaten yüksek olan tansiyonu daha da artırmış durumda. Netanyahu hükümeti, aşırı sağcı ortaklarının baskısıyla daha saldırgan politikalar izlemek zorunda kalıyor. Ben Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich gibi isimler, Mescid-i Aksa'da Yahudi ibadetine izin verilmesi gerektiğini açıkça savunuyor. Bu durum, İsrail'in uluslararası meşruiyetini zedeliyor ve normalize edilme sürecini baltalıyor.
Uluslararası toplum, özellikle ABD ve Avrupa Birliği, Mescid-i Aksa'nın statükosunun korunması çağrısı yapıyor. Ancak İsrail'in bu çağrıları dikkate almadığı görülüyor. Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülke, İsrail'in provokasyonlarını kınıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Mescid-i Aksa'ya yönelik saldırılar, Türkiye'nin Filistin politikasında merkezi bir yer tutuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, her fırsatta Kudüs'ün ve Mescid-i Aksa'nın kırmızı çizgi olduğunu vurguluyor. Bu olay, Türkiye'nin İsrail'e yönelik eleştirilerini haklı çıkarırken, İslam dünyasında liderlik iddiasını güçlendiriyor. Türkiye, Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı nezdinde girişimlerde bulunarak İsrail'e karşı ortak bir tavır oluşturmaya çalışabilir. Ayrıca, bölgede artan gerilim, Türkiye'nin enerji ve ticaret yolları açısından risk oluşturuyor. Ankara'nın diplomatik kanalları harekete geçirerek itidal çağrısı yapması ve Müslüman ülkeleri ortak bir bildiriye ikna etmesi bekleniyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'daki jeopolitik konumunu daha da kritik hale getiriyor.