ABD ile İran arasında yeniden canlanan nükleer müzakereler, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu açısından varoluşsal bir tehdit oluşturuyor. Netanyahu'nun koalisyon hükümeti dağılmanın eşiğindeyken ve ülkede erken seçim ihtimali güçlenirken, İran'ın nükleer programını sınırlayacak ve Hizbullah'ı olduğu gibi bırakacak bir anlaşma, İsrail Başbakanı'nın siyasi kariyerine son verebilir. Netanyahu, yıllardır İran anlaşmasını "tarihi bir hata" olarak nitelendiriyor; ancak şimdi bu "hatanın" kendi siyasi sonu anlamına gelebileceği bir dönemde mücadele veriyor.
Netanyahu'nun Siyasi Savaşı ve Koalisyon Krizi
Netanyahu, aşırı sağcı koalisyon ortaklarının desteğini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, İran'la herhangi bir anlaşmaya şiddetle karşı çıkıyor ve Netanyahu'dan daha sert bir tutum talep ediyor. Öte yandan, merkez sol ve Arap partilerinden oluşan muhalefet, anlaşmayı İsrail'in izolasyonunu azaltacak bir fırsat olarak görüyor. Knesset'teki oylama dengeleri, Netanyahu'nun hem kendi koalisyonunu hem de anlaşmaya karşı duruşunu aynı anda korumasını imkansız kılıyor. Anketler, erken seçim durumunda Netanyahu liderliğindeki Likud'un sandalye kaybedeceğini ve koalisyon kuramayacağını gösteriyor.
İsrail basını, Netanyahu'nun yakın çevresinden gelen bilgilere dayanarak, Başbakan'ın anlaşmayı sabote etmek için ABD Kongresi'ndeki Cumhuriyetçi müttefiklerini harekete geçirmeye çalıştığını yazıyor. Ancak Başkan Joe Biden yönetimi, İran'la diplomasiyi önceliklendiriyor ve Netanyahu'nun Kongre'deki girişimlerine rağmen anlaşmanın tamamlanmasına kararlı görünüyor. Bu durum, ABD-İsrail ilişkilerinde son yılların en ciddi gerilimlerinden birine yol açabilir.
Hizbullah Faktörü ve Bölgesel Denge
Anlaşmanın en tartışmalı noktalarından biri, İran'ın nükleer programının sınırlandırılması karşılığında, Hizbullah'ın Lübnan'daki askeri varlığına dokunulmaması. Netanyahu yönetimi, Hizbullah'ın 2006 savaşından bu yana roket cephaneliğini 150 bine çıkardığını ve bunun İsrail'in kuzey sınırı için varoluşsal bir tehdit olduğunu savunuyor. İsrail Savunma Bakanlığı yetkililerine göre, İran'ın nükleer programı frenlenmiş olsa bile, Hizbullah'ın kara ve füze saldırılarına karşı caydırıcılık sağlayacak bir anlaşma olmazsa, İsrail'in güvenlik konsepti çöker.
Bölgesel olarak ise, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran anlaşmasının kendi güvenliklerine katkı sağlayacağını düşünürken, İsrail'in anlaşma sürecinin dışında kalması, Ankara ve Tahran arasındaki normalleşme görüşmelerini etkileyebilir. Ortadoğu'daki güç dengeleri, ABD'nin İran ile varacağı bir uzlaşmayla yeniden şekillenecek gibi görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran nükleer anlaşmasının yeniden canlanması, Türkiye için enerji güvenliği ve bölgesel istikrar açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, İran ile doğal gaz ve petrol ticaretini sürdürüyor ve anlaşma sayesinde uluslararası yaptırımların hafiflemesi, Türkiye'nin enerji arzını çeşitlendirmesine olanak tanıyabilir. Ayrıca, İran'ın bölgesel yayılmacı politikalarının frenlenmesi, Suriye, Irak ve Yemen krizlerinde Türkiye'nin çıkarlarına ters düşebilecek gelişmeleri dengeleme potansiyeli taşıyor. Ancak Netanyahu'nun anlaşmayı sabote etme çabaları, Ortadoğu'da yeniden bir gerginlik dalgası yaratabilir; bu durumda Türkiye, hem İran hem de İsrail ile ilişkilerini dengelemek zorunda kalabilir. Ankara, süreci yakından takip ederken, İran'la ticari ilişkilerini korumak ve İsrail'le normalleşme sürecini devam ettirmek arasında ince bir çizgide yürüyor.