ABD'de 1973 yılında yürürlüğe giren Nesli Tükenme Yasası (Endangered Species Act), nesli tehlike altındaki türleri ve onların yaşam alanlarını korumak için kritik bir araç oldu. Ancak Trump yönetimi, yasadaki “zarar” (harm) tanımını daraltarak, habitat tahribatını kapsam dışına çıkarıyor. Bu değişiklik, yarım yüzyıldır süren koruma anlayışını temelden sarsarak yüzlerce türü yok olma riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Çevre örgütleri ve bilim insanları, kararın biyolojik çeşitlilik üzerinde geri dönüşü olmayan etkiler yaratacağı uyarısında bulunuyor.
Nesli Tükenme Yasası'nın temel taşı: 'zarar' tanımı
Nesli Tükenme Yasası, 50 yıldır türleri yalnızca doğrudan fiziksel zarardan değil, aynı zamanda bağımlı oldukları habitatın bozulmasından da koruyor. Yasa kapsamında “zarar” kavramı, bir türün hayatta kalması için gerekli olan yaşam alanının tahrip edilmesi, değiştirilmesi veya ciddi şekilde bozulması olarak yorumlanıyordu. Bu geniş tanım sayesinde, orman kesimi, madencilik, kentleşme ve tarımsal genişleme gibi faaliyetlerin nesli tehlike altındaki türler üzerindeki etkileri denetlenebiliyordu. Örneğin, kuzey benekli baykuşu, boz ayı ve Kaliforniya kondoru gibi türler, habitat koruması sayesinde hayatta kalabildi. Şimdi ise yönetim, “zarar”ı yalnızca doğrudan yaralanma veya ölümle sınırlayarak, habitat kaybını göz ardı ediyor. Bu daraltma, yasanın özünü boşaltıyor.
Trump yönetiminin adımı ve olası sonuçları
Trump yönetimi, Çevre Koruma Ajansı (EPA) ve İçişleri Bakanlığı aracılığıyla, Nesli Tükenme Yasası'nda yapılacak düzenlemeyle “zarar” tanımını yeniden şekillendiriyor. Yeni kural, habitat bozulmasını “zarar” kapsamından çıkararak, endüstriyel faaliyetlerin önünü açmayı hedefliyor. Bu değişiklik, özellikle enerji, madencilik ve gayrimenkul sektörlerinin uzun süredir dile getirdiği şikayetlere yanıt niteliğinde. Ancak bilim insanları, bu adımın yüzlerce türün neslini tükenme noktasına getirebileceğini belirtiyor. ABD Balık ve Yaban Hayatı Servisi'nin verilerine göre, şu anda 1.300'den fazla tür listede ve bunların büyük çoğunluğu habitat kaybı tehdidi altında. Yasanın zayıflatılması, bu türlerin korunmasız kalması anlamına geliyor. Ayrıca, iklim değişikliğinin etkileriyle mücadelede de habitat koruması hayati önem taşıyor; zira birçok tür, değişen koşullara uyum sağlamak için el değmemiş alanlara ihtiyaç duyuyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
ABD, dünyada biyolojik çeşitliliği koruma konusunda öncü ülkelerden biri. Nesli Tükenme Yasası, diğer ülkeler için de model oluşturmuş durumda. Ancak bu geri adım, küresel koruma çabalarına darbe vuracak. Birleşmiş Milletler'in Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ve 2022'de kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesi, ülkeleri 2030'a kadar biyolojik çeşitlilik kaybını durdurmaya çağırıyor. ABD'nin bu taahhütlerden uzaklaşması, diğer ülkeler üzerinde de baskı oluşturacak. Ayrıca, göçmen türlerin korunması sınır aşan işbirliği gerektirirken, ABD'nin zayıflayan koruma rejimi, Kanada ve Meksika gibi komşularıyla ortak türlerin yönetimini de olumsuz etkileyecek. Öte yandan, kamuoyu baskısı ve hukuki itirazlar süreci tersine çevirebilir; nitekim geçmişte benzer girişimler mahkemelerden dönmüştü. Yine de mevcut siyasi iklimde, yasanın geleceği belirsizliğini koruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, biyolojik çeşitlilik açısından zengin bir ülke olup, nesli tehlike altındaki birçok türü barındırıyor. ABD'deki bu gelişme, küresel koruma standartlarının zayıflaması anlamına gelerek, Türkiye'nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler kapsamındaki taahhütlerini etkileyebilir. Türkiye'de habitat kaybı, özellikle Akdeniz kıyıları ve iç sulak alanlarda ciddi boyutlarda. ABD'nin geri adımı, Türkiye gibi ülkelerde de koruma mevzuatının gevşetilmesi yönünde baskı oluşturabilir. Ayrıca, göçmen kuşlar gibi ortak türlerin korunması için uluslararası işbirliği zayıflayabilir. Türkiye'nin, kendi doğal mirasını korumak için daha güçlü iç politikalar geliştirmesi ve küresel forumlarda biyolojik çeşitlilik savunuculuğunu sürdürmesi kritik önem taşıyor.