Nepal'deki sel felaketi, dünyanın en yoksul ülkelerinden birinde yaşanıyor gibi görünse de, iklim krizi tüm gezegeni saran bir gerçek. Zengin ülkelerin felaketlerle başa çıkmak için daha fazla kaynağı olabilir, ancak bu sorun, liderler ne kadar inkar etmeye çalışsa da, tüm dünyayı etkisi altına alıyor. İklim krizi tek bir Dünya'da yaşanıyor ama iki farklı dünya var. Birinde etkileri her geçen gün yaşamın her alanına nüfuz ediyor; diğerinde ise hâlâ göz ardı edilebilecek uzak bir tehdit olarak algılanıyor.
Felaketin Boyutu
Nepal'de Ağustos sonunda başlayan ve günlerce süren muson yağmurlarının yol açtığı seller, ülkenin başkenti Katmandu dahil birçok bölgeyi vurdu. Yetkililere göre en az 250 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı ve on binlerce kişi evsiz kaldı. Butan ve Hindistan'ın bazı bölgelerinde de etkili olan aşırı yağışlar, altyapıyı çökertti, köprüleri yıktı ve tarım arazilerini kullanılamaz hale getirdi.
Himalayalar'ın eteklerindeki bu ülke, dünyanın en az karbon salımı yapan ülkelerinden biri olmasına rağmen, iklim değişikliğinin en ağır bedelini ödeyen ülkelerin başında geliyor. Bilim insanları, küresel ısınmanın atmosferdeki nem miktarını artırdığını ve bunun da muson yağmurlarının şiddetini yoğunlaştırdığını vurguluyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Hükümetlerarası Paneli'nin (IPCC) son raporları, Güney Asya'nın bu yüzyılda daha sık ve daha yıkıcı sel olaylarıyla karşı karşıya kalacağını öngörüyor.
Küresel Adaletsizlik ve İklim Krizi
Nepal'deki sel, iklim adaletsizliğinin çarpıcı bir örneği. Sanayi Devrimi'nden bu yana atmosfere en fazla karbon salan gelişmiş ülkeler, bugün iklim değişikliğinin sonuçlarıyla en az başa çıkabilen yoksul ülkeleri yalnız bırakıyor. Amerikalı yazar Nesrine Malik'in de belirttiği gibi, zengin ülkeler felaketlerle başa çıkmak için daha fazla kaynağa sahip olabilir, ancak bu durum onları iklim değişikliğinin etkilerinden muaf kılmıyor. Bu yaz Avrupa'da ve Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşanan orman yangınları ve aşırı sıcak hava dalgaları, hiçbir ülkenin bu krizin dışında kalamayacağını kanıtlıyor.
Yine de, gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadele konusundaki taahhütleri yetersiz. 2015 Paris İklim Anlaşması'nda gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere yılda 100 milyar dolar iklim finansmanı sağlaması öngörülmüştü, ancak bu hedef hala tam olarak karşılanmadı. Ayrıca, geçen yıl Birleşik Arap Emirlikleri'nde düzenlenen COP28'de alınan 'fosil yakıtlardan uzaklaşma' kararı, birçok ülke tarafından yavaş uygulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğinden doğrudan etkilenen Akdeniz havzasında yer alıyor. Ülke, son yıllarda orman yangınları, kuraklık ve sel felaketleriyle mücadele ediyor. Bu nedenle Nepal'deki sel felaketi, Türkiye'nin iklim değişikliğine uyum politikalarını gözden geçirmesi ve küresel iklim finansmanından daha fazla pay talep etmesi gerektiğini hatırlatıyor. Ayrıca, Türkiye'nin Orta Asya ve Güney Asya ile olan tarihi ve kültürel bağları, bu tür felaketlerde uluslararası dayanışmanın önemini artırıyor. Türkiye'nin, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmaya yönelik küresel çabalara aktif katkı sunması ve kırılgan ülkelere destek olması, hem insani hem de diplomatik açıdan değer taşıyor.