Nepal'de etkili olan şiddetli muson yağmurlarının yol açtığı sel ve toprak kaymalarında hayatını kaybeden yüzlerce kişinin kimlik tespiti için DNA testi yapılacağı açıklandı. Yetkililer, cesetlerin tanınmaz halde olması nedeniyle kayıp yakınlarından alınacak DNA örnekleriyle karşılaştırma yapılacağını duyurdu. Ülkenin güneyindeki Terai bölgesi başta olmak üzere birçok bölgede etkili olan seller, altyapıyı ve yerleşim yerlerini vurdu.
Sel felaketinin boyutları ve kimlik tespit çalışmaları
Nepal hükümeti, son haftalarda etkili olan muson yağışlarının neden olduğu sel ve heyelanlarda ölü sayısının 200'ü aştığını, yüzlerce kişinin ise kayıp olduğunu bildirdi. Kurtarma ekipleri, çamur ve moloz altında kalan cesetlerin büyük bir kısmının deforme olduğunu, bu nedenle görsel teşhisin imkânsız hale geldiğini belirtti. Nepal polisi ve afet yönetimi yetkilileri, kayıp yakınlarından DNA örneği toplamaya başladı. Alınan örnekler, adli tıp laboratuvarlarında incelenecek ve cesetlerle eşleştirilecek.
Başkent Katmandu'daki merkez hastanesinde kurulan özel bir birim, DNA analiz sürecini koordine ediyor. Yetkililer, sürecin birkaç hafta sürebileceğini, ancak ailelere bir an önce kesin bilgi vermek istediklerini ifade etti. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay dernekleri de kimlik tespit çalışmalarına destek veriyor. Özellikle kırsal bölgelerde yaşayan ailelerin, kayıp yakınlarının DNA örneğini vermek için merkezlere gelmesi teşvik ediliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: İklim değişikliği ve afet yönetimi
Nepal, Hindistan ve Bangladeş'i etkileyen muson selleri, Güney Asya'da her yıl milyonlarca insanı etkiliyor. Ancak uzmanlar, iklim değişikliğinin muson yağışlarını daha düzensiz ve şiddetli hale getirdiğini vurguluyor. Nepal'in dağlık coğrafyası, ani sel ve toprak kaymalarını tetikleyerek can kaybını artırıyor. Altyapı yetersizliği ve erken uyarı sistemlerinin eksikliği, afetlerin yıkıcı etkisini büyütüyor.
Birleşmiş Milletler ve uluslararası yardım kuruluşları, Nepal'e acil yardım gönderdi. Ancak bölgedeki ulaşım zorlukları nedeniyle yardımların bir kısmı henüz ihtiyaç sahiplerine ulaşamadı. Nepal hükümeti, afet sonrası yeniden yapılanma için uluslararası toplumdan daha fazla destek çağrısında bulundu.
DNA ile kimliklendirme yöntemi, kitlesel afetlerde giderek daha yaygın kullanılıyor. 2004 Hint Okyanusu tsunamisi ve 2010 Haiti depreminde de benzer yöntemler uygulanmıştı. Bu yöntem, kayıp yakınlarına kesin bilgi vererek acılarını bir nebze olsun hafifletmeyi amaçlıyor. Ancak bazı durumlarda DNA örneği toplamak, kültürel veya dini nedenlerle zorluklar çıkarabiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nepal'deki sel felaketi ve DNA ile kimliklendirme çalışmaları, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de küresel iklim krizinin yol açtığı insani krizlere dair önemli dersler içeriyor. Türkiye, deprem kuşağında yer alan bir ülke olarak benzer kitlesel afetlerle karşı karşıya kalabilir. Nepal'in yaşadığı deneyim, afet sonrası kimlik tespiti ve kayıp yakınlarına destek konusunda Türkiye için bir referans olabilir. Ayrıca Türkiye, uluslararası yardım kuruluşları aracılığıyla Güney Asya'daki afetlere destek vererek bölgesel istikrara katkı sağlayabilir. İklim değişikliğinin sınır tanımayan etkileri, Türkiye'nin de afet yönetimi kapasitesini güçlendirmesini zorunlu kılıyor.