Nepal ile Çin sınırındaki Bhotekoshi ve Trishuli nehirlerinin suları çekilirken geride çamur, enkaz ve hasarlı altyapı bıraktı. Ancak bu felaketin ardından Nepal'de tanıdık bir tablo ortaya çıkıyor: Ülke, afet anlarında siyasi bölünmeleri, kayırmacılığı ve kurumsal güvensizliği bir kenara bırakıp geçici bir birlik sergiliyor. Fakat bu birlik, su baskınlarının nedeni olan yapısal sorunları çözmeye yetmiyor.
Gelişmenin Arka Planı
Himalayaların eteklerindeki bu nehirler, her yıl muson yağmurlarıyla taşarak çevre yerleşimleri tehdit ediyor. Ancak bu kez sellerin şiddeti, iklim değişikliğinin etkisiyle daha da arttı. Nepal hükümeti, sel felaketinin ardından acil yardım çalışmaları başlattı; ancak uzmanlar, ülkenin altyapı yatırımlarının yetersiz olduğunu ve nehir yataklarının imara açılmasının riskleri artırdığını vurguluyor. Özellikle Bhotekoshi nehri üzerindeki hidroelektrik santrali ve barajlar, hem enerji üretimi hem de sel kontrolü açısından kritik öneme sahip. Ancak bu tesislerin bakımı ve işletilmesi konusunda hükümetler arası koordinasyon zayıf.
Nepal'de siyasi partiler, felaketin hemen ardından ortak bir dayanışma mesajı yayımladılar. Başbakan, bölgeyi ziyaret ederek zarar görenlere tazminat sözü verdi. Ancak bu söylemler, geçmişte de benzer felaketlerin ardından görülen geçici birlikteliğin ötesine geçmiyor. Ülkenin uzun süredir devam eden siyasi istikrarsızlığı, federal yapıya geçiş sürecinin getirdiği belirsizlikler ve yolsuzluk iddiaları, kalıcı çözümlerin önündeki engeller olarak duruyor. Özellikle altyapı projelerinde yaşanan ihale usulsüzlükleri ve denetim eksikliği, sel felaketlerinin etkisini artırıyor.
Ayrıca, Nepal ile Çin arasındaki sınır yönetimi de sellerin bir başka boyutunu oluşturuyor. Çin'in Tibet bölgesindeki barajlardan su salınımı, zaman zaman Nepal tarafında ani su baskınlarına yol açabiliyor. Bu durum, iki ülke arasında su paylaşımı konusunda anlaşmazlıklara neden oluyor. Nepal, Çin'den daha şeffaf bir işbirliği beklerken, Çin ise kendi enerji ihtiyaçlarını ön planda tutuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu seller, yalnızca Nepal'in iç meselesi değil; aynı zamanda Hindistan, Çin ve diğer bölgesel aktörlerin su politikalarını da ilgilendiriyor. Himalaya bölgesi, dünyanın en büyük tatlı su rezervlerine ev sahipliği yapıyor ve buradaki nehirler milyonlarca insanın yaşam kaynağı. İklim değişikliği nedeniyle artan sel ve kuraklık riski, su kaynaklarının yönetimini daha da kritik hale getiriyor. Nepal, Çin ve Hindistan arasında su paylaşımı konusunda uzun süredir devam eden görüşmeler, somut bir anlaşmayla sonuçlanmış değil. Bu durum, bölgesel istikrarı tehdit eden bir unsur olarak öne çıkıyor.
Uzmanlar, Nepal'in afet yönetimi kapasitesinin artırılması ve erken uyarı sistemlerinin kurulması gerektiğini belirtiyor. Ancak bu tür yatırımlar, siyasi irade ve mali kaynak gerektiriyor. Nepal'in ekonomik kırılganlığı, ülkenin iklim değişikliğine uyum çabalarını sınırlıyor. Uluslararası toplumun, Nepal'e iklim finansmanı sağlama sözü vermesine rağmen, bu kaynakların etkin kullanımı hâlâ tartışmalıdır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nepal'deki sel felaketi ve siyasi dinamikler, Türkiye'nin bölgesel işbirlikleri ve afet yönetimi politikaları açısından dolaylı dersler içeriyor. Türkiye, Kızılay ve AFAD üzerinden Nepal'e insani yardım sağlama kapasitesine sahip; bu tür afetlerde uluslararası dayanışma, Türkiye'nin yumuşak gücünü artırabilir. Ayrıca, su kaynaklarının sınır ötesi yönetimi konusunda Türkiye'nin kendi deneyimi (ör. Fırat ve Dicle) benzer sorunlarla mücadele eden ülkelerle işbirliği yapmasına zemin hazırlayabilir. Ancak, Türkiye'nin doğrudan bu bölgedeki çıkarı sınırlıdır; yine de küresel iklim değişikliği etkilerinin artması, Türkiye'nin afet yönetimi ve uluslararası işbirliği politikalarını gözden geçirmesini gerektirmektedir.