NATO'nun dağılması veya ABD ile Avrupa arasında bir "boşanma" senaryosu henüz gündemde değil, ancak ittifakın geleceğine dair belirsizlikler artıyor. Uzmanlara göre en iyi ihtimal, ABD'nin kısa vadede askeri ve mali desteğini sürdürmesi, Avrupa ülkelerinin ise önümüzdeki iki ila üç yıl içinde kapsamlı bir yeniden silahlanma sürecine girmesidir. Bu senaryo, Avrupa'nın güvenlik mimarisini yeniden şekillendirecek ve Türkiye gibi kilit müttefiklerin rolünü de dönüştürecek.
Gelişmenin arka planı
ABD'nin NATO'ya olan bağlılığı son yıllarda sorgulanır hale geldi. Donald Trump'ın başkanlığı döneminde Avrupa ülkelerine yönelik sert eleştiriler ve askeri harcamaların artırılması yönündeki baskılar, ittifak içinde derin çatlaklara yol açmıştı. Joe Biden yönetimi gerilimi azaltmış olsa da, Avrupa'nın kendi savunmasını üstlenmesi gerektiği fikri Washington'da giderek daha fazla taraftar buluyor. Özellikle Ukrayna savaşı sonrası Avrupa ülkeleri savunma bütçelerini önemli ölçüde artırdı, ancak halen NATO'nun belirlediği GSYH'nin yüzde 2'si hedefinin altında kalan ülkeler bulunuyor.
ABD'li ve Avrupalı yetkililer arasındaki özel görüşmelerde, ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığını azaltma olasılığı sıkça dile getiriliyor. Buna karşın, Rusya tehdidinin devam etmesi ve Çin'in yükselişi, NATO'nun varlığını zorunlu kılıyor. Avrupa'nın kısa vadede ABD'nin nükleer şemsiyesi ve lojistik desteği olmadan bağımsız bir savunma yapısı oluşturması mümkün görünmüyor. Bu durum, her iki tarafın da masada kalmasını sağlayan bir denge unsuru olarak öne çıkıyor.
Bölgesel veya küresel boyut
NATO'nun içindeki bu gerilim, sadece Avrupa'yı değil, tüm uluslararası sistemi etkileyebilecek boyutlara sahiptir. ABD'nin Asya-Pasifik bölgesine odaklanması, Avrupa'da bir güç boşluğu yaratabilir. Bu boşluğu doldurmak isteyen Avrupa ülkeleri, savunma sanayilerini hızla modernize etmek ve ortak projeler geliştirmek zorunda kalacak. Örneğin, Almanya'nın 100 milyar euroluk savunma fonu oluşturması ve Fransa'nın nükleer caydırıcılığını Avrupa güvenlik şemsiyesi haline getirme çabaları bu kapsamda değerlendirilmeli.
Ancak Avrupa'nın bu kadar kısa sürede kendi kendine yeterli hale gelmesi kolay değil. Askeri tedarik zincirleri, teknolojik bağımlılıklar ve siyasi uyum sorunları aşılmadıkça, ABD ile NATO çatısı altında iş birliği kaçınılmaz görünüyor. Bu süreçte Türkiye, stratejik konumu ve askeri kapasitesiyle Avrupa güvenliğinin önemli bir parçası olarak öne çıkıyor. Özellikle Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Karadeniz'deki istikrar, Türkiye'nin katkısı olmadan sağlanamaz.
Türkiye Açısından Değerlendirme
NATO içindeki bu dönüşüm, Türkiye için hem fırsat hem de riskler barındırıyor. Türkiye, Avrupa'nın yeniden silahlanma sürecinde savunma sanayi ürünleri ve askeri lojistik desteğiyle önemli bir tedarikçi konumuna gelebilir. Ancak ABD ile yaşanan S-400 krizi ve F-35 programından çıkarılma gibi sorunlar, bu potansiyeli sınırlandırıyor. Ayrıca, Avrupa'nın kendi savunma yapılarını güçlendirmesi, Türkiye'nin NATO içindeki stratejik önemini azaltabilir. Bu nedenle Ankara'nın, ittifak içindeki konumunu korumak ve yeni dengelerde aktif rol oynamak için diplomatik hamlelerini hızlandırması gerekiyor.