Kanadalı yazar ve aktivist Naomi Klein ile yazar ve belgesel yapımcısı Astra Taylor, yeni yayınladıkları videoda aşırı sağın “kıyamet zamanı faşizmi” olarak adlandırdıkları tehlikeli evrimini ele aldı. Klein ve Taylor, iklim krizi, ekonomik çöküş ve salgın hastalık gibi varoluşsal tehditlerin gölgesinde yükselen otoriter hareketlerin, felaket senaryolarını kendi iktidarlarını pekiştirmek için nasıl kullandığını anlattı. İkili, bu karanlık tabloya karşı gezegene ve birbirimize sadık kalmanın yollarını da tartıştı.
Kıyamet zamanı faşizminin yükselişi
Naomi Klein, daha önce “Şok Doktrini” ve “Bu Her Şeyi Değiştirir” gibi kitaplarında kapitalizmin krizleri nasıl fırsata çevirdiğini ve iklim değişikliğinin toplumsal dönüşüm için nasıl bir fırsat olabileceğini anlatmıştı. Ancak son yıllarda aşırı sağın, bu krizleri demokrasiyi yıkmak için kullandığına tanık oluyoruz. Klein ve Taylor’a göre “kıyamet zamanı faşizmi”, sadece otoriter liderlerin yükselişi değil; aynı zamanda felaketlerin kaçınılmaz olduğu fikrini benimseyerek, insanları direnişten vazgeçmeye iten bir ideolojidir. Bu akım, iklim göçmenlerini hedef alıyor, bilimi reddediyor ve “güçlü” bir liderin kaosu yönetebileceği vaadiyle kitleleri mobilize ediyor. Uzmanlar, COVID-19 salgını sırasında görülen aşı karşıtlığı, komplo teorileri ve otoriterleşme eğilimlerinin bu kıyametçi faşizmin somut yansımaları olduğunu belirtiyor.
Videoda Klein ve Taylor, aşırı sağın sadece iktidarı ele geçirmekle kalmayıp, aynı zamanda toplumsal hayal gücünü de ele geçirdiğini vurguluyor. Felaket senaryoları, korku ve öfke üzerinden yükselen bu hareket, pandemi, ekonomik kriz ve iklim felaketlerini kendi propagandaları için birer malzeme olarak kullanıyor. Klein, “Bu insanlar geleceği yok etmek istemiyor; aksine, geleceği kendileri için yeniden inşa etmek istiyor” diyor. Ancak bu inşa süreci, dışlayıcı ve şiddet içeren bir düzen anlayışına dayanıyor. Taylor ise, bu hareketin sadece ABD’de değil, Brezilya, Hindistan, Macaristan gibi ülkelerde de benzer şekilde ortaya çıktığını hatırlatıyor.
İkilinin dikkat çektiği bir diğer nokta, bu faşist evrimin “kıyamet” söylemini benimsemesi. İklim krizi gerçeği inkâr edilirken, dini veya mistik bir kıyamet beklentisi körükleniyor. Bu, halkı pasifize ederken, liderlere de olağanüstü yetkiler verilmesini meşrulaştırıyor. Klein ve Taylor, bu stratejinin “kaderci” bir teslimiyet yarattığını ve insanların değişim için harekete geçme isteğini kırdığını söylüyor.
Gezegene ve birbirimize sadık kalma rehberi
Videonun ikinci bölümünde Klein ve Taylor, bu karanlık gidişata karşı ne yapılabileceğini tartışıyor. Onlara göre, öncelikle “kıyamet zamanı” anlatısını reddetmek gerekiyor. Geleceğin açık uçlu olduğunu ve hâlâ mücadele edilecek bir alan bulunduğunu vurguluyorlar. İkinci olarak, yerel toplulukların güçlendirilmesi, dayanışma ağlarının kurulması ve kolektif eylemlerin örgütlenmesi gerektiğini belirtiyorlar. Klein, “Bu gezegene ve birbirimize sadık kalmanın tek yolu, birlikte hareket etmekten geçiyor” diyor.
Taylor, özellikle gençler arasında yükselen iklim aktivizmine dikkat çekiyor. Bu hareketin, yeni bir siyaset ve umut dilini inşa ettiğini söylüyor. Ancak bu umudun, sadece protesto değil, aynı zamanda alternatif kurumlar ve ekonomik modeller yaratmakla mümkün olacağını ekliyor. Klein ve Taylor, ayrıca medyanın ve teknoloji şirketlerinin bu faşist söylemi yaymadaki rolüne de değiniyor. Sosyal medya algoritmalarının kutuplaşmayı derinleştirdiğini ve yanlış bilgiyi hızla yaydığını hatırlatıyorlar.
Videoda, kısa vadeli çözümler yerine uzun vadeli stratejilere odaklanılması gerektiği vurgulanıyor. Eğitim, sendikalaşma, yerel gıda sistemleri ve yenilenebilir enerji gibi alanlarda kolektif çabaların önemi artıyor. Klein, “Kıyamet zamanı faşizmi bize her şeyin bittiğini söylüyor. Biz ise hâlâ bir şeylerin mümkün olduğunu göstermeliyiz” diyerek sözlerini tamamlıyor. Taylor da, “Birbirimize sadık kalırsak, bu gezegeni ve demokrasiyi kurtarabiliriz” diyor. İkilinin mesajı, umutsuzluğa kapılmak yerine, kolektif direnişin ve dayanışmanın altını çiziyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Naomi Klein ve Astra Taylor’ın uyarıları, Türkiye’de de yankı buluyor. Son yıllarda iklim krizi, ekonomik dalgalanmalar ve doğal afetler, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdi. Aşırı sağ söylemler, göçmen karşıtlığı ve komplo teorileri, zaman zaman ana akım siyasette kendine yer buluyor. Türkiye, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek Akdeniz kuşağında yer alıyor; bu da “kıyamet zamanı” anlatısının yerel düzeyde ne kadar tehlikeli olabileceğini gösteriyor. Öte yandan, Türkiye’nin genç nüfusu ve güçlü sivil toplum geleneği, kolektif direniş ve dayanışma için umut verici. Klein ve Taylor’ın çağrısı, Türkiye’deki demokrasi ve iklim aktivistleri için de yol gösterici olabilir.