ABD'de Demokrat Parti, 2024 seçimlerinde zafer kazanması halinde Donald Trump liderliğindeki Beyaz Saray ile nasıl çalışacağı konusunda net bir strateji belirleyemiyor. Eric Garcia'nın analizine göre, bazı Demokratlar Medicaid, göç ve yapay zeka gibi kritik alanlarda büyük bir anlaşma umudu taşırken, partinin geniş kesimi ya belirsiz bir tutum sergiliyor ya da Beyaz Saray'ın iyi niyetle hareket edeceğine güvenmiyor. Bu belirsizlik, seçim öncesi Demokratların yasama gündemini şekillendirmesini zorlaştırıyor.
Demokratların İkilemi: İşbirliği mi, Direnç mi?
Demokratlar, Trump'ın başkanlığı döneminde birçok kez yasama süreçlerinde tıkanıklık yaşadı. Ancak şimdi, seçimleri kazanmaları durumunda Trump yönetimiyle karşı karşıya gelecekleri gerçeğiyle yüzleşiyorlar. Parti içindeki bazı isimler, özellikle Medicaid genişletmesi, göç reformu ve yapay zeka düzenlemeleri gibi konularda Trump'la ortak zemin bulunabileceğini savunuyor. Örneğin, bazı Demokrat senatörler, yapay zeka konusunda iki partinin de düzenleme ihtiyacını kabul ettiğini ve bu alanda işbirliği yapılabileceğini belirtiyor. Ancak parti tabanında ve ilerici kanatta, Trump'ın geçmişteki çatışmacı tutumu nedeniyle bu tür bir işbirliğine kuşkuyla yaklaşan güçlü bir kesim var.
Eric Garcia'ya göre, Demokratların çoğu ya Trump yönetiminin iyi niyetle hareket edeceğine inanmıyor ya da stratejilerini açıkça ortaya koymaktan kaçınıyor. Bu belirsizlik, partinin seçim kampanyasında net bir mesaj verememesine yol açıyor. Özellikle göç konusunda, Biden yönetiminin son dönemde sınır güvenliği konusunda attığı adımlar, Demokratları zor durumda bırakmış durumda. Trump'ın göç politikalarını sertleştireceği kesin; Demokratlar ise bu politikaların insani boyutunu vurgulayarak denge kurmaya çalışıyor.
Medicaid konusunda ise, Cumhuriyetçilerin uzun süredir programda kesinti yapma çabaları biliniyor. Demokratlar, Trump'ın ikinci döneminde Medicaid'e yönelik daha agresif bir saldırı bekliyor. Ancak bazı Demokrat valiler ve senatörler, eyalet düzeyinde Medicaid genişletmesini korumak için federal hükümetle pazarlık yapabileceklerini düşünüyor. Bu da parti içinde farklı stratejilerin benimsenmesine neden oluyor.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
ABD'deki bu iç siyasi belirsizlik, küresel dengeleri de etkiliyor. Trump'ın önceki döneminde izlediği 'Önce Amerika' politikaları, NATO müttefikleriyle ilişkileri germiş, ticaret savaşları başlatmış ve uluslararası iklim anlaşmalarından çekilme gibi adımlarla küresel düzeni sarsmıştı. Demokratların seçim zaferi, bu politikaların bir kısmını tersine çevirebilir; ancak Trump'ın olası ikinci döneminde nasıl bir yol izleyeceği belirsizliğini koruyor. Eğer Demokratlar Kongre'yi kazanırsa, yasama süreçlerinde Trump'la çatışma kaçınılmaz görünüyor. Bu durumda ABD'nin dış politikası da iç siyasi çekişmelerden olumsuz etkilenebilir.
Özellikle Ukrayna, Tayvan ve Orta Doğu gibi kritik bölgelerde ABD'nin tutumu, Kongre'deki güç dengesine bağlı. Demokratların Trump'la işbirliği yapıp yapamayacağı, bu bölgelerdeki gelişmeleri doğrudan etkileyecek. Örneğin, Ukrayna'ya yapılan askeri yardımlar, Kongre'deki Cumhuriyetçi muhalefet nedeniyle askıya alınmıştı. Demokratların zaferi bu yardımların yeniden başlamasını sağlayabilir; ancak Trump'ın başkan olması durumunda bu yardımların geleceği belirsiz.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD iç siyasetindeki bu belirsizlik, Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. Trump döneminde Türkiye-ABD ilişkileri dalgalı bir seyir izlemişti; CAATSA yaptırımları ve S-400 krizi gibi konular iki ülke arasında gerilim yaratmıştı. Demokratların Kongre'de güçlenmesi, Türkiye'ye yönelik yaptırım tehditlerini artırabilir. Öte yandan, Trump'la işbirliği yapabilecek bir Demokrat yönetimi, Türkiye'nin F-16 alımı gibi konularda ilerleme kaydedebilir. Ancak mevcut belirsizlik, Türkiye'nin Washington'daki stratejik hesaplarını zorlaştırıyor. Türk dış politikası açısından, ABD'de istikrarlı bir yönetim ve öngörülebilir bir Kongre, ikili ilişkilerin geleceği için kritik önemde.