Ünlü yazar ve aktivist Naomi Klein ile yönetmen ve yazar Astra Taylor, son dönemde yükselen faşizm olgusunu ele aldıkları bir etkinlikte bir araya geldi. İkili, milliyetçiler, dini köktenciler ve teknoloji devlerinin ortak bir gelecek fikrinden nasıl uzaklaştığını tartıştı. Etkinlik, kapitalizmin ve demokrasinin geleceğine dair önemli soruları gündeme getirdi.
Faşizmin Yeni İttifakı: Milliyetçilik, Köktencilik ve Teknoloji
Naomi Klein, iklim değişikliği, ekonomik eşitsizlik ve otoriterleşme üzerine yaptığı çalışmalarla tanınıyor. Astra Taylor ise demokrasi, kapitalizm ve teknoloji eleştirisi konularında eserler veriyor. İkili, günümüzde faşizmin klasik tanımından farklı bir şekilde tezahür ettiğini vurguladı. Onlara göre, milliyetçi hareketler, dini fundamentalist gruplar ve Silikon Vadisi’nin teknoloji devleri arasında beklenmedik bir ittifak oluştu. Bu ittifak, “paylaşılan bir gelecek” fikrini reddediyor ve yerine parçalanmış, hiyerarşik ve otoriter bir toplum vizyonu koyuyor.
Klein ve Taylor, bu ittifakın ekonomik temellerine dikkat çekti. Neo-liberal politikaların yol açtığı eşitsizlik, orta sınıfın erimesi ve güvencesiz çalışma koşulları, kitleleri radikal sağa itti. Teknoloji şirketleri ise bu süreçte hem veri madenciliğiyle hem de algoritmalarla bu eğilimleri güçlendirdi. Özellikle sosyal medya platformları, nefret söylemi ve dezenformasyonun yayılmasına zemin hazırladı. Aynı zamanda bu şirketler, devlet gücünü kendi lehlerine kullanarak tekelleşmeyi artırdı.
Küresel Ekonomik ve Siyasi Boyut
Bu gelişmeler, küresel ekonomiyi de yakından ilgilendiriyor. Teknoloji devlerinin artan gücü, vergi kaçırma, işgücü sömürüsü ve piyasa tekelleşmesi gibi sorunları beraberinde getiriyor. Klein ve Taylor, bu şirketlerin sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi iktidarı da ele geçirdiğini savunuyor. Örneğin, seçimlere müdahale, veri manipülasyonu ve lobicilik faaliyetleri, demokratik süreçleri aşındırıyor. Milliyetçi liderler ise bu şirketlerle işbirliği yaparak kendi iktidarlarını pekiştiriyor.
Dini köktenciler ise bu ittifakın ideolojik ayağını oluşturuyor. Laiklik karşıtlığı, kadın haklarına saldırı ve bilim karşıtlığı gibi ortak paydalarda buluşuyorlar. Bu gruplar, teknoloji şirketlerinin sağladığı platformlar sayesinde tabanlarını genişletiyor ve genç nesillere ulaşıyor. Klein ve Taylor, bu ittifakın sadece otoriter rejimlerde değil, demokrasilerde de görüldüğünü belirtiyor. ABD, Brezilya, Hindistan ve Macaristan gibi ülkelerde bu eğilimlerin güçlendiğini örneklerle açıklıyorlar.
Ekonomik açıdan, bu ittifakın bir diğer sonucu da gelir adaletsizliğinin derinleşmesi. Teknoloji devleri, otomasyon ve yapay zeka yatırımlarıyla işgücünü dönüştürürken, milliyetçi politikalar korumacılığı artırıyor. Ancak bu korumacılık, genellikle zenginleri korurken yoksulları daha da yoksullaştırıyor. Klein ve Taylor, alternatif bir gelecek inşa etmenin mümkün olduğunu savunuyor. Dayanışma ekonomileri, kooperatifler ve tabandan gelen hareketler, bu otoriter ittifaka karşı direnişin anahtarı olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Klein ve Taylor’un tanımladığı bu ittifakın somut örneklerinden birini sunuyor. Milliyetçi ve muhafazakâr politikalar, teknoloji şirketleriyle iç içe geçmiş durumda. Özellikle sosyal medya düzenlemeleri, dezenformasyonla mücadele adı altında muhalefeti susturmak için kullanılıyor. Ekonomik kriz ve yüksek enflasyon, halkın bir kesimini radikal söylemlere itiyor. Ayrıca, teknoloji devlerinin vergilendirilmesi ve veri güvenliği konularında Türkiye’nin attığı adımlar, küresel eğilimlerle paralellik gösteriyor. Ancak bu politikalar, demokratik denetimden yoksun olduğunda otoriterleşmeyi derinleştirebilir. Türkiye için asıl sınav, ekonomik büyümeyi demokratikleşme ve sosyal adaletle birleştirebilmekte yatıyor.