NAACP ve diğer sivil haklar grupları, Cuma günü Trump yönetiminin Kasım ara seçimleri öncesinde ABD'deki sandık başlarına silahlı ajan göndermesini engellemek için federal mahkemede dava açtı. Dava, İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ve Adalet Bakanlığı'nı (DOJ) hedef alıyor. Gruplar, bu tür bir konuşlandırmanın seçmenleri yıldırmak ve seçim sürecine müdahale etmek anlamına geleceğini savunuyor.
Davanın Arka Planı ve Yasal Gerekçeler
NAACP, NAACP Hukuki Savunma ve Eğitim Fonu (LDF) ve diğer sivil toplum kuruluşları tarafından açılan dava, yönetimin seçim güvenliği gerekçesiyle federal ajanları sandık başlarına konuşlandırma planını durdurmayı amaçlıyor. Dava dilekçesinde, bu planın Seçim Entegrasyon Yasası (Voting Rights Act) ve Anayasa'nın 15. Değişikliği'ni ihlal ettiği belirtiliyor. Gruplar, silahlı federal ajanların varlığının, özellikle azınlık ve göçmen topluluklarında seçmen katılımını baskılayacağını ve seçmen yıldırma suçu oluşturacağını öne sürüyor.
Dava, DHS, ICE ve DOJ'un yanı sıra, bu kurumların yetkililerini de isimlendiriyor. NAACP LDF Başkanı Sherrilyn Ifill, yaptığı açıklamada, "Bu yönetim, korku salarak seçmenleri sandıklardan uzak tutmaya çalışıyor. Biz buna izin vermeyeceğiz. Mahkemeden, bu yasadışı planı durdurmasını talep ediyoruz" dedi. Ifill, federal ajanların seçim bölgelerinde silah taşımasının, seçmenler üzerinde caydırıcı bir etki yaratacağını vurguladı.
Trump yönetimi ise, seçim güvenliğini sağlamak için federal ajanların gerekli olduğunu savunuyor. Adalet Bakanlığı sözcüsü, "Başkan Trump, seçimlerin güvenli ve dürüst geçmesini sağlamak için kararlıdır. Federal ajanlar, yalnızca yasadışı faaliyetleri önlemek için görevlendirilecektir" ifadelerini kullandı. Ancak sivil haklar grupları, bu açıklamaların gerçeği yansıtmadığını ve yönetimin asıl amacının seçmen baskısı olduğunu belirtiyor.
Seçim Güvenliği Tartışmaları ve Tarihsel Bağlam
ABD'de federal ajanların sandık başlarına konuşlandırılması, tarihsel olarak tartışmalı bir konu olmuştur. 1960'lı yıllarda, siyah seçmenlerin oy kullanmasını engellemek için yerel yetkililer tarafından silahlı kuvvetler kullanılmıştı. Seçim Entegrasyon Yasası'nın 1965'te kabul edilmesiyle bu tür uygulamalar yasaklanmıştı. Ancak son yıllarda, özellikle 2016 seçimlerinden sonra, seçim güvenliği konusunda federal müdahaleler yeniden gündeme geldi.
Trump, 2020 seçimlerinde geniş çaplı seçmen sahtekarlığı iddialarında bulunmuş, ancak bu iddialar mahkemeler tarafından reddedilmişti. Şimdi ise, Kasım 2022 ara seçimleri öncesinde benzer bir hazırlık içinde olduğu görülüyor. Yönetim, seçim bölgelerine federal ajan göndermek için yasal bir dayanak oluşturmaya çalışıyor. DHS, geçtiğimiz aylarda seçim güvenliği için özel bir birim oluşturduğunu duyurmuştu. Bu birimin, yasadışı oy kullanma ve seçim dolandırıcılığını önleyeceği belirtiliyor.
Sivil haklar grupları, bu tür bir birimin, azınlık seçmenleri hedef alacağını ve seçmen katılımını azaltacağını savunuyor. NAACP, dava dilekçesinde, "Federal ajanların sandık başlarında silah taşıması, seçmenler üzerinde korku yaratacak ve özellikle renkli topluluklarda oy kullanma oranını düşürecektir. Bu, demokrasiye doğrudan bir saldırıdır" ifadelerine yer verdi.
Davanın Olası Etkileri ve Siyasi Yansımaları
Dava, ABD'de seçim güvenliği ve seçmen hakları arasındaki gerilimi artıracak gibi görünüyor. NAACP'nin açtığı dava, federal mahkemede görülecek ve muhtemelen temyiz sürecine gidecek. Hukuk uzmanları, davanın sonucunun, federal ajanların seçim bölgelerindeki yetkilerini belirleyeceğini söylüyor. Eğer mahkeme, sivil haklar gruplarının lehine karar verirse, yönetimin seçim güvenliği planları sekteye uğrayabilir.
Öte yandan, dava siyasi bir malzeme haline de gelebilir. Cumhuriyetçiler, Demokratların seçim güvenliğini engellemeye çalıştığını iddia ederken, Demokratlar ise Cumhuriyetçilerin seçmen baskısı yaptığını savunuyor. Bu tartışma, Kasım seçimlerinin ana gündem maddelerinden biri olacak.
NAACP ve diğer gruplar, davanın yanı sıra, Kongre'de de lobi faaliyetleri yürütüyor. Seçim Entegrasyon Yasası'nın güçlendirilmesi için yasa teklifi hazırlanıyor. Ancak Kongre'deki partizan bölünme nedeniyle bu teklifin geçmesi zor görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu gelişme, Türkiye'yi doğrudan etkilememekle birlikte, küresel demokrasi ve seçim güvenliği açısından önemli bir emsal teşkil ediyor. Türkiye, ABD ile ilişkilerinde demokrasi ve hukuk devleti konularını sıkça gündeme getiriyor. ABD'de seçmen haklarına yönelik bu tür bir müdahale, Türkiye'nin ABD'ye yönelik eleştirilerinde elini güçlendirebilir. Ayrıca, NATO müttefiki olan Türkiye, ABD'deki iç siyasi istikrarsızlığın ittifak içindeki dengeleri etkileyebileceğini hesaplıyor. Önümüzdeki dönemde, ABD'deki seçim süreci ve sonrasındaki olası krizler, Türkiye'nin dış politika stratejilerinde dikkate alınacak bir faktör olacak.