Human Rights Watch (HRW) Çarşamba günü yayımladığı raporda, Myanmar cezaevlerinde tutulan kadınların yaygın işkence, cinsel şiddet ve yaşamı tehdit eden tıbbi ihmale maruz kaldığını açıkladı. Rapora göre, 2021 Şubat darbesinden bu yana binlerce tutuklu, askeri yönetim altında sistematik kötü muameleyle karşı karşıya. HRW, özellikle kadın mahkumlara yönelik dayak, elektrik şoku ve tecavüz gibi eylemlerin cezaevi yetkilileri tarafından bilinçli bir sindirme aracı olarak kullanıldığını vurguladı. Örgüt, bu uygulamaların uluslararası hukuka göre işkence tanımına girdiğini ve faillerin hesap vermesi gerektiğini belirtti.
Askeri Yönetimin Cezaevi Politikaları ve Sistematik İşkence
HRW raporuna göre, Myanmar ordusunun Şubat 2021'de seçilmiş hükümeti devirmesinin ardından ülke genelinde tutuklama dalgası yaşandı. Kadınlar, özellikle siyasi aktivistler, gazeteciler ve protestocular hedef alındı. Gözaltına alınan kadınlar, sorgu sırasında sistematik olarak dövülüyor, elektrik veriliyor ve cinsel saldırıya uğruyor. Raporda, bazı kadınların tecavüze uğradığı, bazılarının ise cinsel organlarına elektrik verildiği belirtiliyor. Ayrıca, hamile kadınların dahi bu işkencelerden muaf tutulmadığı ifade ediliyor.
HRW, cezaevlerindeki sağlık koşullarının da felaket düzeyinde olduğunu ortaya koydu. Tutuklular, kronik hastalıkları için gerekli ilaçlara erişemiyor, yaraları tedavi edilmiyor ve açlığa terk ediliyor. Raporda, tıbbi ihmal nedeniyle hayatını kaybeden kadın mahkumların sayısının bilinmediği, ancak çok sayıda ölüm vakasının kayda geçmediği vurgulandı. HRW, bu koşulların kasıtlı bir cezalandırma yöntemi olduğunu ve Myanmar askeri yönetiminin uluslararası insan hakları sözleşmelerini açıkça ihlal ettiğini belirtti.
Rapor, Myanmar'daki cezaevi sisteminin çöküşünü gözler önüne seriyor. Askeri yönetim, muhalefeti bastırmak için cezaevlerini bir korkutma aracı olarak kullanıyor. Kadın tutukluların maruz kaldığı cinsel şiddet, sadece fiziksel değil psikolojik olarak da derin yaralar açıyor. HRW, görgü tanıklarının ifadelerine dayanarak, bu işkencelerin sistematik ve emir komuta zinciri içinde gerçekleştiğini belgeledi. Örgüt, Myanmar ordusunun üst düzey yetkililerinin bu suçlardan sorumlu tutulması gerektiğini savunuyor.
Uluslararası Tepkiler ve Hesap Verebilirlik Çağrıları
HRW raporu, uluslararası toplumun Myanmar'a yönelik yaptırımlarını artırması gerektiği yönünde çağrıları beraberinde getirdi. Birleşmiş Milletler ve çeşitli ülkeler, daha önce Myanmar askeri yönetimine silah ambargosu ve hedefli yaptırımlar uygulamıştı. Ancak insan hakları örgütleri, bu önlemlerin yetersiz kaldığını ve cezaevlerindeki işkencelerin durdurulması için daha etkili uluslararası baskıya ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor. HRW, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) Myanmar'daki suçları soruşturması gerektiğini yineledi.
Myanmar'daki askeri yönetim, uluslararası eleştirileri reddediyor ve cezaevi koşullarının normal olduğunu savunuyor. Ancak bağımsız kaynaklar, ülkedeki cezaevlerinde on binlerce siyasi tutuklunun ağır koşullar altında tutulduğunu doğruluyor. HRW'nin raporu, kadın mahkumların yaşadığı işkencenin boyutlarını gözler önüne sererek, uluslararası toplumun sessizliğini sorguluyor. Örgüt, Myanmar ordusunun cezaevlerindeki uygulamalarının savaş suçu ve insanlığa karşı suç teşkil ettiğini belirtiyor.
Güneydoğu Asya'da istikrarsızlık, bölgesel güvenliği tehdit ediyor. Myanmar'daki iç savaş, komşu ülkelere mülteci akınına ve sınır güvenliği sorunlarına yol açıyor. ASEAN, Myanmar krizine çözüm bulmakta zorlanıyor ve askeri yönetimle diyalog kanalları tıkanmış durumda. HRW raporu, bölgesel aktörlerin insan hakları ihlallerine karşı daha cesur adımlar atması gerektiğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Myanmar'daki insan hakları ihlallerine karşı uluslararası platformlarda sesini yükseltmeli. Askeri yönetimin kadınlara yönelik sistematik işkencesi, Türkiye'nin insan hakları ve kadın hakları konusundaki hassasiyetiyle örtüşmüyor. Türkiye, Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı çerçevesinde Myanmar'a yönelik yaptırımları destekleyerek, bölgesel istikrarsızlığın önlenmesine katkı sağlayabilir. Ayrıca, Myanmar'dan kaçan Rohingya mültecilere yönelik insani yardımlar, Türkiye'nin yumuşak gücünü artırabilir. Ancak doğrudan bir çıkar çatışması bulunmuyor; Türkiye'nin önceliği, insan hakları savunuculuğu üzerinden uluslararası itibarını güçlendirmek olmalı.