Myanmar'da 2021 darbesinin ardından ülke, askeri cuntanın acımasız baskısı altında ezilirken, bir başka karanlık güç daha yükseliyor: Budist köktendincilik. Bu radikal dini hareket, sadece paralel bir güç değil, askeri otoriterliğin ayrılmaz bir bileşeni olarak işlev görüyor. Özellikle kadın hakları savunucuları, toplumsal cinsiyet eşitliği için çalışan aktivistler ve LGBTQ+ bireyleri, bu ittifakın hedefi haline geldi. Din, siyasi bir silah olarak kullanılıyor; muhalifleri susturmak, toplumsal muhalefeti bastırmak ve cuntanın meşruiyetini güçlendirmek amacıyla manipüle ediliyor.
Budist Milliyetçilik ve Askeri Cunta İttifakı
Myanmar'da Budist köktendincilik, 2010'ların başından itibaren, özellikle Roingya Müslümanlarına yönelik nefret söylemleriyle yükselişe geçmişti. 969 hareketi ve Ma Ba Tha örgütü gibi gruplar, Budist kimliğini tehdit altında göstererek toplumsal kutuplaşmayı körükledi. 2021 darbesiyle birlikte, askeri cunta bu dini hareketleri kendi meşruiyetini güçlendirmek için kullanmaya başladı. Cunta, kendini Budizm'in koruyucusu olarak sunarken, muhalifleri ise 'ulusal birliği tehdit eden unsurlar' olarak damgalıyor. Bu söylem, özellikle kadın hakları savunucularına yönelik şiddeti meşrulaştırmak için kullanılıyor. Kadın aktivistler, sadece siyasi muhalifler olarak değil, aynı zamanda 'ahlaki çöküşün temsilcileri' olarak hedef alınıyor. Budist rahiplerin öncülüğünde düzenlenen protestolarda, kadınların toplumsal rollerine dair geleneksel ve baskıcı bir anlayış dayatılıyor. Bu durum, Myanmar'daki toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini neredeyse imkânsız hale getiriyor.
Kadın Hakları Savunucularına Yönelik Şiddet ve Baskı
Askeri cunta, Budist köktendinciliği kullanarak kadın hakları savunucularına yönelik sistematik bir baskı uyguluyor. Aktivistler, gözaltına alınma, işkence, cinsel saldırı ve hatta infaz tehdidiyle karşı karşıya. Örneğin, ünlü kadın hakları aktivisti Ei Thinzar Maung, 2022'de tutuklanmış ve iki yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Resmi gerekçe 'ulusal güvenliği tehdit' olarak sunulurken, aktivistler ve insan hakları örgütleri, bunun aslında onun kadın hakları mücadelesi nedeniyle hedef alındığını belirtiyor. Budist rahipler, sosyal medyada kadınları hedef alan nefret söylemleri yayıyor, onları 'Batılı değerlerin taşıyıcıları' olarak itham ediyor. Bu söylemler, cuntanın kadın aktivistlere yönelik şiddetini meşrulaştıran bir zemin hazırlıyor. Ayrıca, 2021 darbesinden bu yana en az 50 kadın hakları savunucusu gözaltına alındı; birçoğu işkence gördü. Myanmar'da kadınlar, savaşın ve siyasi baskının en ağır yükünü taşırken, bir yandan da dini köktendinciliğin hedefi haline gelmiş durumda.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Myanmar'daki Budist köktendincilik ve askeri cunta işbirliği, yalnızca ülke içinde değil, bölgesel ve küresel düzeyde de yankı buluyor. Güneydoğu Asya'da dini milliyetçiliğin yükselişi, Myanmar'da bir model haline gelmiş durumda. Tayland, Sri Lanka ve Kamboçya gibi ülkelerdeki Budist milliyetçi gruplar, Myanmar'daki gelişmeleri yakından takip ediyor. Öte yandan, uluslararası toplum, Myanmar'daki insan hakları ihlallerine karşı etkisiz kalıyor. Birleşmiş Milletler, kadın hakları savunucularına yönelik baskıyı kınamakla birlikte, somut adımlar atmakta yetersiz. ASEAN'ın Myanmar konusundaki sessizliği, bölgesel örgütün kriz yönetimindeki zafiyetini bir kez daha ortaya koyuyor. Batılı ülkelerin yaptırımları ise cuntayı hedef alsa da, dini köktendinciliğin beslediği toplumsal şiddeti engellemekte etkisiz kalıyor. Myanmar'daki durum, dinin siyasi bir araç olarak nasıl kullanılabileceğinin ve bu süreçte kadın haklarının nasıl feda edildiğinin çarpıcı bir örneği.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Myanmar'daki gelişmeler, Türkiye açısından dolaylı ancak önemli çıkarımlar sunuyor. Türkiye, Güneydoğu Asya'da artan dini milliyetçilik ve askeri otoriterlik eğilimini dikkatle izlemeli. Myanmar'daki Budist köktendincilik, bölgede dini azınlıklara yönelik baskıyı artırabilir; bu da Türkiye'nin Myanmar'daki Müslüman azınlıkla (özellikle Roingyalılar) ilişkilerini etkileyebilir. Ayrıca, Myanmar, Türkiye'nin insani yardım ve kalkınma işbirliği yaptığı ülkelerden biri. Cuntanın baskıcı politikaları, bu desteğin sürdürülebilirliğini sorgulatıyor. Küresel ölçekte ise, dini köktendinciliğin siyasi bir araç olarak kullanılması, Türkiye'nin de mücadele ettiği bir sorun. Bu nedenle, Myanmar deneyimi, dinin siyasetten ayrıştırılması gerekliliğini bir kez daha hatırlatıyor.