Myanmar'da askeri yönetim, Mart ayında askeri komuta yapısını yeniden yapılandırmasının ardından sivillere yönelik baskılarını ve hava bombardımanını yoğunlaştırdı. Silahlı Çatışma Konumu ve Olay Verisi Projesi (ACLED) tarafından yayınlanan yeni bir rapor, ülkedeki askeri cuntanın muhalefet gruplarına karşı operasyonlarında sivil kayıplarının arttığına dikkat çekiyor. Rapor, askeri rejimin diplomatik baskı altında olduğu bir dönemde, şiddetin daha da tırmandığını ortaya koyuyor.
Askeri yönetimin yeni stratejisi ve sivil kayıplar
ACLED'in raporuna göre, Myanmar Silahlı Kuvvetleri (Tatmadaw), Mart ayında komuta zincirini yeniden düzenleyerek operasyonel kararlarda daha merkezi bir yaklaşım benimsedi. Bu değişiklik, özellikle muhalefet bölgelerine yönelik hava saldırılarının artmasına ve sivil yerleşimlerin hedef alınmasına yol açtı. Raporda, hava bombardımanındaki artışın, kara birliklerinin ilerleyemediği bölgelerde askeri yönetimin stratejik bir tercihi yansıttığı belirtiliyor.
Sivil savunma grupları ve etnik silahlı örgütlerle çatışmaların yoğunlaştığı bölgelerde, hastaneler, okullar ve pazarlar gibi sivil altyapının hedef alındığına dair çok sayıda rapor bulunuyor. ACLED verileri, 2023'ün ilk aylarında sivil ölümlerinin önceki yıllara göre belirgin şekilde arttığını gösteriyor. Özellikle Sagaing ve Magway bölgelerindeki köyler, askeri operasyonların odak noktası haline gelmiş durumda.
Askeri yönetim, muhalefeti 'terörizm' ile ilişkilendirerek meşruiyetini sürdürmeye çalışırken, Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplum, Myanmar'da sivillerin korunması için acil adımlar atılması çağrısında bulunuyor. Ancak rapor, diplomatik girişimlerin sonuç vermemesi durumunda şiddetin daha da artabileceği uyarısını yapıyor.
Bölgesel ve uluslararası boyut
Myanmar'daki insani kriz, Güneydoğu Asya bölgesinde istikrarı tehdit ederken, komşu ülkeler Tayland, Bangladeş ve Hindistan da sığınmacı akınıyla karşı karşıya. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Myanmar'daki çatışmalardan kaçan yüz binlerce sivilin bölgede insani yardıma ihtiyaç duyduğunu bildiriyor.
Askeri yönetime karşı uluslararası baskı, ASEAN'ın (Güneydoğu Asya Uluslar Birliği) 'Ortak Mutabakat' girişimi çerçevesinde sürerken, Batılı ülkeler ve ABD, Myanmar'a yönelik yaptırımları genişletme kararı aldı. Ancak bu yaptırımların askeri yönetimin davranışlarını değiştirmede sınırlı etkisi olduğu gözlemleniyor. Çin ve Rusya'nın Myanmar ile yakın ilişkilerini sürdürmesi, uluslararası toplumun ortak bir tutum geliştirmesini zorlaştırıyor.
Bölgesel güvenlik uzmanları, Myanmar'daki istikrarsızlığın sadece sivil kayıplarla sınırlı kalmayacağını, aynı zamanda uyuşturucu kaçakçılığı, organize suç ve terörizmin yayılması gibi bölgesel tehditleri de beraberinde getirebileceğini vurguluyor. Bu nedenle, uluslararası toplumun Myanmar konusunda daha kapsamlı ve koordineli bir yaklaşım benimsemesi gerektiği belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Myanmar'daki bu gelişme, Türkiye'nin Güneydoğu Asya ile ilişkileri açısından dolaylı bir etkiye sahip. Türkiye, ASEAN ülkeleriyle ticari ve diplomatik ilişkilerini geliştirmeye çalışırken, bölgedeki istikrarsızlık Türk yatırımlarını ve ticaret hacmini olumsuz etkileyebilir. Özellikle Myanmar'daki Müslüman nüfusun (Rohingyalar) durumu, Türk kamuoyunda hassasiyet yaratıyor; bu durum Türkiye'nin insani diplomasi alanındaki çabalarıyla örtüşüyor. Ancak Türkiye'nin doğrudan bu krizde arabuluculuk rolü üstlenmesi zor görünüyor. Küresel anlamda, Myanmar'daki şiddetin artması, Asya-Pasifik'teki güç dengelerini etkileyebilir ve Türkiye'nin bu bölgeyle ilişkilerinde stratejik planlamasını gözden geçirmesini gerektirebilir.