İngiltere'de iş mahkemeleri, yapay zeka (YZ) teknolojilerinin iş yerlerinde giderek daha fazla kullanılmasıyla birlikte artan sayıda dava ile karşı karşıya. Özellikle işe alım süreçlerinde kullanılan otomatik sistemlerin ayrımcılık yaptığı iddiaları, mahkemelerin iş yükünü ciddi şekilde artırıyor. Bu durum, 'müştereklerin trajedisi' olarak bilinen kavramın yapay zeka çağında yeni bir boyut kazandığını gösteriyor: teknolojinin getirdiği faydalar toplumsal olarak paylaşılırken, yarattığı olumsuzlukların maliyeti büyük ölçüde bireylere ve hukuk sistemine yükleniyor.
Artan Dava Sayısı ve Mahkemelerin Durumu
Son yıllarda İngiltere'de iş mahkemelerine yapılan başvurularda belirgin bir artış gözlemleniyor. Bu artışın önemli bir bölümünü, yapay zeka destekli karar alma süreçlerinden kaynaklanan anlaşmazlıklar oluşturuyor. Örneğin, birçok şirket artık özgeçmiş taraması, yüz tanıma tabanlı mülakat analizleri ve performans değerlendirme sistemleri gibi YZ araçlarını kullanıyor. Bu araçların, cinsiyet, etnik köken veya yaş gibi korunan özelliklere dayalı olarak adayları veya çalışanları haksız şekilde eleyebildiğine dair şikayetler mahkemelere taşınıyor.
İngiltere İş Mahkemeleri'nin resmi verilerine göre, YZ kaynaklı dava sayısı 2022'de binde 5 iken, 2024'te binde 20'ye yükseldi. Bu oran, toplam dava sayısının küçük bir kısmını oluştursa da, hukuki süreçlerin karmaşıklığı ve teknik uzmanlık gerektirmesi nedeniyle mahkemelerin üzerindeki yükü orantısız şekilde artırıyor. Hakimler, YZ algoritmalarının nasıl çalıştığını anlamak için teknik bilirkişilere başvurmak zorunda kalıyor; bu da davaların süresini uzatıyor ve maliyetleri yükseltiyor.
Uzmanlar, bu durumun "müştereklerin trajedisi"ne benzediğini belirtiyor. Bireysel şirketler, rekabet avantajı elde etmek için YZ'yi hızla benimserken, ortaya çıkan toplumsal maliyetler ihmal ediliyor. Mahkemeler, tıkanıklık yaşarken, çalışanlar ve iş arayanlar mağdur oluyor. Ayrıca, bu dava dalgası, yapay zeka düzenlemelerinin ne kadar yetersiz olduğunu da gözler önüne seriyor. Mevcut yasalar, dijital çağın getirdiği yeni ayrımcılık biçimlerine cevap vermede yetersiz kalıyor.
Küresel Boyut ve Karşılaştırmalı Örnekler
Bu sorun yalnızca İngiltere'ye özgü değil. Avrupa Birliği, Yapay Zeka Yasası (AI Act) ile yüksek riskli YZ uygulamalarına ilişkin kurallar getirirken, ABD'de de benzer davalar görülüyor. Ancak İngiltere, ortak hukuk sistemi ve esnek iş gücü piyasası nedeniyle bu tür davaların en yoğun yaşandığı ülkelerden biri haline gelmiş durumda. Özellikle Londra'daki finans ve teknoloji sektörlerinin yoğunluğu, YZ kullanımını yaygınlaştırıyor ve bu da uyuşmazlık olasılığını artırıyor.
Öte yandan, bazı ülkeler bu sorunu daha proaktif şekilde ele alıyor. Örneğin, Almanya'da işverenler, YZ kullanımı öncesinde iş konseyleri ile görüşmek zorunda; Fransa'da ise iş kanunu, dijital izleme araçlarının kullanımını sınırlandırıyor. İngiltere'de ise bu konudaki mevzuat, daha çok genel veri koruma ilkelerine dayanıyor ve YZ'ye özgü net düzenlemeler bulunmuyor. Bu durum, tarafların hukuki belirsizlik nedeniyle daha fazla davaya yönelmesine yol açıyor.
Mahkemelerin tıkanıklığı, aynı zamanda tarafların yeni çözüm yolları aramasına da neden oluyor. Arabuluculuk ve tahkim gibi alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin yanı sıra, bazı hukuk firmaları YZ konusunda uzmanlaşmış ekipler kuruyor. Bununla birlikte, uzmanlar, asıl çözümün daha güçlü bir yasal çerçeve ve işyerlerinde etik YZ kullanımına yönelik teşvikler olduğunu vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de yapay zeka destekli insan kaynakları uygulamaları giderek yaygınlaşıyor. Özel sektörde işe alım ve performans değerlendirme süreçlerinde YZ kullanımı artarken, bu alandaki yasal düzenlemeler henüz emekleme aşamasında. İngiltere'de yaşanan mahkeme tıkanıklığı, Türkiye için erken bir uyarı niteliği taşıyor. Türk iş hukuku, ayrımcılıkla mücadele ve işçi hakları konusunda güçlü maddeler içerse de, dijital çağın getirdiği yeni sorunlara yanıt verebilecek esneklikte değil. Bu nedenle, Türkiye'nin YZ kullanımına ilişkin net kurallar belirlemesi, hem çalışanların haklarını korumak hem de iş dünyasının geleceği için kritik önem taşıyor. Böylece hem toplumsal adalet sağlanabilir hem de yargı sisteminin üzerindeki yük azaltılabilir.