Kuzey Afrika'dan Güney Asya'ya, Müslüman dünyanın dört bir yanında iktidar koridorlarını saran sinsi bir hastalık var. Sandık korkusuyla titreyen, ekonomik beceriksizlikleriyle içi boşalan güvensiz rejimler, son çare olarak en korkakların silahına sarılıyor: hapishane hücreleri. Bu yazıda, siyasi mahkumların aslında iktidarların korkaklığını nasıl ifşa ettiğini, bölgesel ve küresel boyutlarıyla inceliyor, Türkiye açısından taşıdığı anlamı değerlendiriyoruz.
Rejimlerin zayıflığının aynası: Siyasi mahkumlar
Mısır'da General Sisi yönetimi, 2013 darbesinden bu yana on binlerce kişiyi hapse attı. Muhalif gazeteciler, insan hakları savunucuları ve siyasi aktivistler, genellikle terörle mücadele yasalarının geniş yorumlanmasıyla yıllarca hapis cezasına çarptırılıyor. Bu uygulama, yönetimin halk nezdinde meşruiyetini yitirmesinin bir yansıması olarak görülüyor.
Suudi Arabistan'da Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın 'reform' söylemlerine rağmen, ülke hâlâ dünyanın en büyük idam cezası uygulayıcılarından biri. 2023 yılında 172 kişi idam edildi. Kadın hakları aktivistlerinden Loujain al-Hathloul ve din adamı Nimr al-Nimr gibi isimler, rejime yönelik eleştirileri nedeniyle hapiste kalmaya devam ediyor. Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri de benzer şekilde muhalif sesleri susturmak için hapishaneleri kullanıyor.
Pakistan'da eski Başbakan İmran Han'ın 2022'de güvensizlik oyuyla düşürülmesinden bu yana, hükümet muhalefeti bastırmak için adliye ve hapishaneleri seferber etti. Han'ın hapse atılması ve partisi Pakistan Adalet Hareketi'ne (PTI) yönelik baskılar, ülkedeki siyasi kutuplaşmayı derinleştirdi. Türkiye'de ise Gezi Parkı davaları, Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala gibi isimlerin uzun süreli tutuklulukları, yargının siyasallaştığı eleştirilerine yol açıyor. Mısır, Suudi Arabistan ve BAE'ye benzer şekilde, Türkiye'de de muhalefet üzerindeki baskı artıyor.
Küresel boyut ve uluslararası tepkiler
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi ve Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşlar, bu uygulamaları defalarca kınamış olsa da, çoğu Batılı hükümet, ticari ve jeopolitik çıkarları nedeniyle yumuşak bir dil kullanıyor. Özellikle enerji ve silah ticareti, Müslüman ülkelerdeki insan hakları ihlallerinin görmezden gelinmesine neden oluyor. Mısır'a yapılan askeri yardımlar, Suudi Arabistan'la yapılan silah anlaşmaları, bu durumu sürdürüyor.
Ancak son yıllarda, sivil toplum kuruluşlarının baskısı ve uluslararası medyanın daha fazla ilgisi, bazı ülkeleri sembolik adımlar atmaya itti. Katar, 2022 Dünya Kupası öncesinde işçi haklarını iyileştirme sözü verdi, ancak uygulamada büyük ilerleme kaydedilmedi. Bölgesel rekabetler, özellikle Suudi Arabistan-İran, Türkiye-BAE eksenindeki gerilimler, insan haklarını araçsallaştırma riskini de beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem benzer yöntemler kullanan hem de bu yöntemlerin hedefi olan bir ülke olarak iki yönlü bir konumda. İçeride muhalefete yönelik baskılar, dışarıda ise Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz'deki güç mücadelesi nedeniyle Batı'dan eleştiri alıyor. Ancak bu eleştiriler genellikle samimiyetsiz ve seçici; Türkiye, Mısır veya Suudi Arabistan kadar sert muamele görmüyor. Bölgesel olarak, siyasi mahkumlar meselesi, Türkiye'nin demokrasi ve insan hakları vizyonunda bir zayıflık olarak görülüyor. Bu durum, ülkenin AB ile ilişkilerini ve uluslararası itibarını olumsuz etkiliyor. Türkiye'nin bu konuda atacağı adımlar, sadece iç hukuk devleti standardını değil, bölgesel liderlik iddiasını da güçlendirecektir.