Ruanda'nın doğusundaki Mahama mülteci kampı, bir zamanlar yalnızca geçici barınma sağlanan bir yerken, bugün kendi kendine yeten mini bir ekonomiye dönüşmüş durumda. Küresel insani yardım bütçelerindeki kesintiler, kampları yardıma bağımlı olmaktan çıkarıp, mültecilerin girişimcilik ruhuyla ayakta duran mikro ölçekli ticaret merkezlerine dönüştürüyor. Mahama kampında, savaş ve çatışmalardan kaçan on binlerce insan, küçük dükkanlar, atölyeler ve tarım projeleri kurarak geçimlerini sağlamaya çalışıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) verilerine göre, kampta kayıtlı mülteci sayısı 60 bini aşarken, bu nüfusun önemli bir kısmı artık yardım kuruluşlarının sağladığı gıda ve barınma desteğinin ötesinde, ekonomik faaliyetlerle hayatını idame ettiriyor.
Mülteci Kampında Girişimcilik Nasıl Gelişti?
Mahama kampı, 2015 yılında Burundi'deki siyasi krizden kaçan mülteciler için kuruldu. Zamanla Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve diğer ülkelerden gelen mültecilerle büyüyen kamp, adeta küçük bir kasaba görünümüne büründü. Kampın merkezinde, mültecilerin işlettiği dükkanların sıralandığı bir ana cadde bulunuyor. Bu dükkanlarda temel gıda maddelerinden giyim eşyasına, telefon tamirinden kuaförlüğe kadar pek çok hizmet sunuluyor. Mülteciler, kamp içinde kurdukları kooperatifler aracılığıyla sebze-meyve yetiştiriyor; yerel pazarda satarak hem kendi ihtiyaçlarını karşılıyor hem de Ruandalı komşularıyla ticaret yapıyor. BMMYK'nın desteklediği girişimcilik programları kapsamında sağlanan mikro krediler, mültecilerin küçük işletmeler kurmasını kolaylaştırıyor. Ancak son yıllarda uluslararası bağışçıların insani yardım bütçelerini azaltması, mültecilerin kendi ayakları üzerinde durma zorunluluğunu artırdı. Yardım kuruluşlarının sağladığı aylık erzak paketlerinin azalması, kampta gıda fiyatlarını yükseltirken, mülteci girişimcilerin ürettiği ürünlere olan talebi de artırdı. Kamp yönetimi, girişimcilik faaliyetlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte kayıt dışı ekonominin büyüdüğünü ve bunun düzenlenmesi gerektiğini belirtiyor.
Öte yandan, mülteci kampındaki ekonomik canlanma, yalnızca geçim üzerinde değil, psikososyal refah üzerinde de olumlu etkiler yaratıyor. Kâr amacı güden işletmelerin yanı sıra, kadınların kurduğu dayanışma ağları ve gençlerin sanat atölyeleri, toplumsal dokunun güçlenmesine katkı sağlıyor. Kamp sakinlerinden 35 yaşındaki Burundili mülteci Aline, üç yıl önce bir lokanta açtığını ve şimdi dört kişiye istihdam sağladığını ifade ediyor. Aline’in hikayesi, mülteci kamplarının yalnızca birer yardım merkezi değil, aynı zamanda umut ve dayanışma merkezlerine dönüştüğünün bir göstergesi olarak öne çıkıyor.
Afrika Genelinde Yeni Bir Model
Mahama kampındaki bu dönüşüm, Afrika genelindeki mülteci politikalarına da ilham kaynağı oluyor. Doğu Afrika ülkeleri, mültecilerin çalışma ve iş kurma haklarını genişleten düzenlemeler yaparak kamp ekonomilerini güçlendirmeyi hedefliyor. Ruanda, mültecilere vatandaşlarla benzer ekonomik haklar tanıyan az sayıdaki ülkeden biri; bu yaklaşım, hem mültecilerin refahını artırıyor hem de ev sahibi ülkeye ekonomik katkı sağlıyor. Ancak kamp ekonomilerinin sürdürülebilirliği, hâlâ büyük ölçüde uluslararası desteklere bağlı. Uzmanlar, mültecilerin üretim kapasitelerinin artırılması ve pazarlara erişimlerinin kolaylaştırılması gerektiğini vurguluyor. Mahama kampında yaşanan deneyim, mülteci kamplarının yalnızca geçici barınma alanları olmaktan çıkıp kalıcı yerleşim birimlerine dönüşme potansiyelini gösteriyor; bu da küresel göç politikalarının yeniden düşünülmesi gerektiğine işaret ediyor. Küresel insani yardım sistemindeki finansman açığı giderek büyürken, kamp içi ekonomilerin kendi kendine yeterlilik modeli, hem geleceğin krizlerine hazırlık hem de mültecilerin onuru için önemli bir alternatif sunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke konumunda. Bu nedenle, mülteci kamplarının mini ekonomilere dönüşümü ve girişimcilik teşvikleri, Türkiye'nin kendi mülteci politikalarına ışık tutabilir. Özellikle Suriyeli mültecilerin geçimini sağlama çabalarına benzerlik gösteren bu model, Türkiye'de de uygulanabilir. Ancak mültecilerin kayıtlı istihdama erişimindeki engeller ve kalıcı ekonomik entegrasyon sorunları, Türkiye'nin gündeminde önemli bir yer tutuyor. Mahama örneği, mültecilere ekonomik haklar tanımanın ev sahibi ülke ekonomilerine de katkı sağlayabileceğini gösteriyor. Türkiye'nin bu modelden çıkarımlar yapması, hem insani yardım yükünü hafifletebilir hem de mültecilerin topluma entegrasyonunu hızlandırabilir. Bu bağlamda, küresel mülteci ekonomilerine yönelik artan ilgi, Türk hükümetinin ve STK'ların mülteci odaklı kalkınma projelerinde yeni bir bakış açısı geliştirmesine vesile olabilir