ABD Senatosu’nun saygın isimlerinden Cumhuriyetçi Lindsey Graham’ın vefatı, siyasi kariyeri boyunca savunduğu mülteci politikalarını yeniden gündeme taşıdı. Graham, göçmenlik reformu ve mülteci yardımları konusunda iki partili işbirliğinin simge isimlerinden biriydi. Ancak bugün, hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar onu anarken, mirasını yaşatmak için yapılması gerekenler hâlâ tartışılıyor. Asıl mesele, Birleşmiş Milletler sistemi içindeki aksaklıklara rağmen, insani yardım ile ulusal güvenlik arasında bir denge kurulması gerektiği gerçeği.
Lindsey Graham’ın mülteci politikalarındaki rolü
Lindsey Graham, Güney Carolina’dan senatör seçildiği 2003 yılından bu yana, özellikle Suriye iç savaşı sonrası mülteci krizinde aktif bir rol oynadı. IŞİD’in yükselişi ve Afganistan’daki gelişmeler sırasında, sığınmacıların güvenlik taramalarından geçirilmesi gerektiğini savunurken, aynı zamanda insani yardımın da kesintisiz devam etmesi gerektiğini vurguluyordu. Graham, 2017’de Trump yönetiminin mülteci kabulünü tarihi düşük seviyelere indirmesine karşı çıkan Cumhuriyetçiler arasındaydı. Ona göre, Amerika’nın bir müttefiki olan Afganistan’da yaşananlar, mülteci programlarının sadece bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda bir ahlaki sorumluluk olduğunu gösteriyordu.
Graham’ın ölümü, bu hafta içinde Senato’da görüşülen yeni bütçe tasarısında mülteci fonlarının önemli ölçüde azaltılmasını gündeme getirdi. Cumhuriyetçilerin bir kısmı, özellikle sınır güvenliği konusunda taviz vermek istemiyor. Ancak Graham’ın anısına, bu fonların korunması gerektiğini düşünen Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçiler harekete geçti. Senatör Dick Durbin, “Lindsey, ulusal güvenlikten ödün vermeden insanlara yardım etmenin bir yolunu bulurdu. Onun mirası, bu fonların kesilmesiyle lekelenecek” dedi.
Birleşmiş Milletler sistemi ve güvenlik açmazı
Mülteci yardımları konusunda en büyük sorun, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve diğer BM kuruluşlarının etkinlik sorunlarıdır. Son raporlar, BM’nin mülteci kamplarında yolsuzluk ve verimsizlik olduğunu gösteriyor. Örneğin, Ürdün’deki Zaatari kampında sağlık hizmetlerinin yetersizliği, eğitim programlarının aksaması gibi sorunlar yaşanıyor. Ancak uzmanlar, bu sorunların sistemi tamamen reddetmek yerine reform yapmayı gerektirdiğini belirtiyor. Lindsey Graham’ın da sıkça dile getirdiği gibi, “BM sistemi çürümüş olabilir, ama içinde vaatler de var. Önemli olan hangisinin hangisi olduğunu anlamak.”
Bu bağlamda, ABD’nin mülteci fonlarını kesmesi, küresel mülteci krizinde domino etkisi yaratabilir. Avrupa Birliği ülkeleri, son yıllarda mülteci kabulü konusunda bölünmüş durumda. Almanya, 2015’teki açık kapı politikasının ardından daha katı kurallar getirdi; Fransa ise sığınmacı başvurularını azaltmak için yeni yasalar çıkardı. ABD’nin yardımları azaltması, bu ülkelerin de benzer adımlar atmasına yol açabilir. Oysa küresel mülteci sayısı, UNHCR verilerine göre 2024 itibarıyla 36,5 milyona ulaştı; bu sayı İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en yüksek seviyede.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin mülteci politikaları açısından kritik bir döneme işaret ediyor. Türkiye, 3,6 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaparak dünyada en fazla sığınmacı barındıran ülke konumunda. ABD’nin BM mülteci fonlarını kesmesi, Türkiye’nin elindeki uluslararası yardım kaynaklarını azaltabilir. Özellikle Avrupa Birliği ile yapılan mülteci anlaşması kapsamında sağlanan fonların yeniden müzakere edilmesini zorlaştırabilir. Ayrıca, ABD’deki bu tartışma, Türkiye’nin kendi sınır güvenliği ile insani yardım arasında denge kurma çabalarını da etkileyebilir. Ankara, Lindsey Graham’ın savunduğu gibi, güvenlik taramaları ve insani yardımın bir arada yürütülebileceğini göstermek zorunda. Bu nedenle, BM sisteminin reformu konusunda Türkiye’nin de aktif rol alması beklenebilir.