İsrail dış istihbarat teşkilatı Mossad'ın yeni Direktörü David Barnea'nın, İran'daki İslam Cumhuriyeti rejimine yönelik devirme planlarını yeniden canlandırma ve bu yöndeki istihbarat operasyonlarını daha etkili kılma amacıyla teşkilat içinde kapsamlı bir dönüşüm süreci başlattığı bildirildi. Barnea, bu ayın başında göreve gelir gelmez, İran'ın bölgesel nüfuzunu kırmak ve rejimin iç istikrarını sarsmak için yeni yöntemler geliştirilmesi talimatını verdi. Uzun süredir İsrail'in en önemli güvenlik öncelikleri arasında yer alan İran dosyası, Barnea'nın liderliğinde farklı bir boyut kazanacak gibi görünüyor.
Gelişmenin Arka Planı: Genç Direktörün Vizyonu
David Barnea, 1965 doğumlu olup Mossad'ın en genç direktörü unvanını taşıyor. Daha önce teşkilatın üst düzey pozisyonlarında görev yapan Barnea, özellikle İran konusundaki uzmanlığıyla tanınıyor. Göreve gelir gelmez Mossad'ın klasik yöntemlerinin yanı sıra siber savaş, dezenformasyon ve rejim karşıtı gruplarla işbirliği gibi yeni taktikleri devreye sokmayı planladığı belirtiliyor. Kaynaklara göre Barnea, “İran rejimini yalnızca askeri veya istihbarat yollarla değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik baskılarla da çökertmek mümkün” görüşünü benimsiyor. Bu çerçevede, İran'daki muhalif hareketlerle bağlantıların güçlendirilmesi ve rejimin zayıf noktalarının tespiti için özel ekipler oluşturulduğu ifade ediliyor.
Yeni Mossad şefinin hedefleri arasında, İran'ın nükleer programının durdurulması ve bölgedeki vekil güçlerinin (Hizbullah, Husiler, Irak'taki milisler) etkisizleştirilmesi de bulunuyor. Ancak eski istihbaratçılara göre Barnea, askeri operasyonların yanına siber ve psikolojik harekatı da ekleyerek İran'ı içeriden çökertme stratejisine ağırlık verecek. Bu yöntem, 2018'de İran'ın nükleer arşivinin Mossad tarafından ele geçirilmesi gibi başarılı operasyonların bir benzeri olarak görülüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İran-İsrail Geriliminin Yeni Evresi
Mossad'ın bu yeni yönelimi, İran ile İsrail arasında zaten yüksek olan gerilimi daha da tırmandırma potansiyeli taşıyor. İran, son yıllarda siber saldırılar, suikastler ve sabotaj eylemleriyle karşı karşıya kalırken, İsrail'i bu olayların arkasındaki başlıca güç olarak suçluyor. Özellikle Natanz ve Fordow tesislerine yönelik saldırılar, İran'ın zenginleştirme kapasitesine darbe vurmuştu. Ancak Tahran yönetimi, bu saldırılara rağmen nükleer programını hızlandırmış ve yüzde 60'a varan saflıkta uranyum üretmeye başlamıştı.
Bölgesel düzeyde, İsrail'in İran rejimini devirme planları, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri tarafından da dikkatle izleniyor. İbrahim Anlaşmaları kapsamında İsrail ile normalleşme sürecine giren bu ülkeler, İran'ın bölgesel nüfuzundan rahatsız olsalar da doğrudan bir rejim devirme operasyonuna sıcak bakmıyor. ABD ise, Biden yönetiminin İran'la nükleer müzakereleri canlandırma çabalarına zarar vermemek adına Mossad'ın bu tür girişimlerini kamuoyu önünde desteklemese de, perde arkasında istihbarat paylaşımına devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Mossad'ın İran rejimini devirme planları, Türkiye'nin bölgesel güvenliğini doğrudan etkileyebilecek bir gelişmedir. İran ile Türkiye arasında ekonomik ve siyasi ilişkilerin yanında, özellikle Suriye ve Irak sahalarında rekabet bulunuyor. İsrail destekli bir rejim değişikliği girişimi, İran'da istikrarsızlığa yol açarsa, Türkiye sınırlarına yakın bölgelerde güvenlik riskleri artabilir. Ayrıca, İran'daki olası bir kaos ortamı, mülteci akışları ve terör örgütlerinin faaliyet alanı bulmasına neden olabilir. Türkiye, İran'ın toprak bütünlüğünden yana bir tutum sergilerken, bölgedeki dengelerin korunmasını ve kendi çıkarlarının zedelenmemesini umuyor.