Kenya'nın kıyı kenti Mombasa'da düzenlenen 11. Our Ocean Konferansı, küresel deniz koruma çabalarında önemli ilerlemeler kaydedilmesine sahne olurken, okyanusların karşı karşıya olduğu tehditlerin hâlâ ciddi boyutlarda olduğu uyarısı yapıldı. Konferansın kurucusu ve eski ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, okyanusların iklim değişikliğiyle mücadelede merkezi bir rol üstlenmesi gerektiğini belirterek, 'Okyanusu iklim çözümlerinin merkezine koymazsak başarısız oluruz. Onu korumak sadece bir seçenek değil, bir zorunluluktur' dedi. Bu yılki toplantıda, deniz koruma alanlarının genişletilmesi, kirliliğin azaltılması ve sürdürülebilir balıkçılık gibi konularda somut taahhütler verildi. Ancak uzmanlar, aşırı avlanma, plastik kirliliği ve okyanus asitlenmesi gibi sorunların giderek ağırlaştığına dikkat çekiyor.
Gelişmenin Arka Planı: Our Ocean Konferansları
2014 yılında John Kerry tarafından başlatılan Our Ocean Konferansları, devletler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektörü bir araya getirerek deniz ekosistemlerini korumaya yönelik somut adımlar atılmasını hedefliyor. Bugüne kadar düzenlenen konferanslarda 1.800'den fazla taahhüt verilmiş ve bu taahhütler kapsamında yaklaşık 18 milyar dolar kaynak ayrılmış. Mombasa'daki 11. toplantıda ise en dikkat çekici vaatlerden biri, Hint Okyanusu'nda yeni bir deniz koruma alanı oluşturulması oldu. Kenya Cumhurbaşkanı William Ruto, ülkesinin deniz alanlarının %15'ini koruma altına almayı planladığını duyurdu. Bunun yanı sıra, Norveç ve Kanada gibi ülkeler, sürdürülebilir balıkçılık için yeni teknolojilere yatırım yapacaklarını açıkladı.
Ancak, bu olumlu gelişmelere rağmen, okyanusların karşı karşıya olduğu tehditler büyüyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, dünyadaki balık stoklarının üçte biri aşırı avlanma seviyesinde. Plastik kirliliği ise her yıl 8 milyon ton atığın denizlere karışmasıyla alarm veriyor. Ayrıca, fosil yakıt kaynaklı karbon emisyonlarının okyanuslar tarafından emilmesi sonucu oluşan asitlenme, mercan resiflerini ve deniz canlılarını tehdit ediyor. Bilim insanları, küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlama hedefinin tutturulamaması durumunda okyanus ekosistemlerinin çöküşünün kaçınılmaz olacağı uyarısında bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Afrika'nın Okyanus Stratejisi
Afrika kıtası, 30.000 kilometreyi aşan kıyı şeridi ve zengin deniz biyolojik çeşitliliğiyle okyanus koruma çabalarında kritik bir rol oynuyor. Özellikle Doğu Afrika kıyıları, ton balığı ve diğer ticari balık türleri için önemli bir göç rotası. Ancak, bölge aynı zamanda yasa dışı balıkçılık ve deniz kaynaklarının yağmalanmasıyla da mücadele ediyor. Mombasa zirvesi, Afrika ülkelerinin okyanus yönetiminde iş birliğini güçlendirmesi için bir fırsat sundu. Kenya, Tanzanya, Mozambik ve Somali gibi ülkeler, ortak devriye ve izleme sistemleri kurmayı görüştü. Ayrıca, mavi ekonomi kavramı çerçevesinde, denizlerden sürdürülebilir enerji üretimi ve deniz turizminin geliştirilmesi ele alındı.
Küresel ölçekte ise, Our Ocean Konferansları'nın, hükümetler arası BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) sürecini tamamlayıcı bir rol oynadığı görülüyor. Zira, okyanuslar iklim düzenleyici olarak atmosferdeki karbondioksitin yaklaşık dörtte birini emiyor. Ancak uzmanlar, konferansta verilen taahhütlerin yeterli olmadığını, ülkelerin ulusal katkı beyanlarında (NDC) okyanus temelli çözümlere daha fazla yer vermesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak okyanus ve deniz koruma konularında doğrudan etkilenmese de, bu zirvede alınan kararların küresel ticaret ve iklim politikalarına yansımaları Ankara'yı ilgilendiriyor. Özellikle, Akdeniz'de artan deniz kirliliği ve aşırı avlanma sorunları, Türkiye'nin de aralarında bulunduğu bölge ülkelerini yakından ilgilendiriyor. Mombasa'da gündeme gelen sürdürülebilir balıkçılık uygulamaları ve deniz koruma alanlarının genişletilmesi, Türkiye'nin kendi deniz politikalarını yeniden gözden geçirmesi için bir referans oluşturabilir. Ayrıca, mavi ekonomi alanındaki yatırım fırsatları, Türk şirketlerinin deniz enerjisi ve deniz turizmi sektörlerinde rekabet gücünü artırabilir. Ancak, doğrudan bir dış politika gündemi oluşturmayan bu gelişme, küresel çevre normlarındaki değişimin Türkiye'ye yansımaları açısından izlenmeye değerdir.