Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi (UNCCD) 17. Taraflar Konferansı (COP17), 2026 yılında Moğolistan'ın başkenti Ulan Batur'da düzenlenecek. Dünya genelinde artan kuraklık, arazi bozulması ve çölleşme tehdidi karşısında hükümetler, göçebe çobanların ve meraların korunmasına yönelik somut adımları masaya yatıracak. Konferansın, iklim değişikliğinin en savunmasız topluluklar üzerindeki etkisini azaltmak için küresel iş birliğini güçlendirmesi bekleniyor.
Küresel kuraklık krizi ve çobanların karşı karşıya olduğu tehditler
Dünya Meteoroloji Örgütü'ne (WMO) göre, son yirmi yılda kuraklıkların sıklığı ve şiddeti önemli ölçüde arttı. İklim değişikliği, yağış rejimlerini değiştirirken, artan sıcaklıklar toprak nemini azaltıyor ve milyonlarca insanın geçim kaynağını tehdit ediyor. Özellikle Afrika Boynuzu, Orta Asya ve Avustralya gibi bölgelerde, milyonlarca insan kıtlık ve su kıtlığıyla karşı karşıya. Moğolistan'da ise 'dzud' adı verilen aşırı kış koşulları, milyonlarca hayvanın telef olmasına ve göçebe çobanların geçim kaynaklarını kaybetmesine neden oluyor. Bu durum, hem ekolojik hem de sosyo-ekonomik bir kriz yaratıyor.
UNCCD verilerine göre, dünya genelinde arazi bozulması, küresel GSYİH'nın yaklaşık %10'una mal oluyor ve 3,2 milyar insanı etkiliyor. Çölleşme, gıda güvenliğini tehdit ederken, iklim değişikliğinin etkilerini de şiddetlendiriyor. COP17'de, arazi bozulmasını durdurma ve onarma konusunda ulusal eylem planlarının güçlendirilmesi, sürdürülebilir arazi yönetimi uygulamalarının yaygınlaştırılması ve finansman mekanizmalarının artırılması gibi konuların ele alınması bekleniyor. Ayrıca, göçebe toplulukların bilgi ve deneyimlerinin, iklim değişikliğine uyum stratejilerine entegre edilmesi gerektiği vurgulanıyor.
COP17'nin küresel ve bölgesel yansımaları
COP17'nin Moğolistan gibi bir ülkede düzenlenmesi, kuraklık ve çölleşme sorununun küresel boyutunu gözler önüne seriyor. Moğolistan, iklim değişikliğinin etkilerini en yoğun yaşayan ülkelerden biri olarak, bu sorunların çözümünde uluslararası iş birliğinin önemini vurguluyor. Konferansta, Orta Asya, Afrika ve Orta Doğu'daki kurak bölgeler için ortak stratejiler geliştirilmesi hedefleniyor. Ayrıca, sürdürülebilir tarım uygulamaları, su verimliliği ve erken uyarı sistemleri gibi konularda teknik iş birliğinin artırılması bekleniyor.
Uzmanlar, COP17'nin, Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu olarak, arazi bozulmasını önlemenin iklim değişikliğiyle mücadelede kritik bir rol oynadığını hatırlatıyor. Sağlıklı topraklar, karbonu depolayarak sera gazı emisyonlarını azaltıyor ve biyolojik çeşitliliği destekliyor. Bu nedenle, arazi restorasyonu, iklim değişikliğiyle mücadelenin ayrılmaz bir parçası olarak görülüyor. COP17'de, bu bağlantının güçlendirilmesi ve finansmanın artırılması için somut adımlar atılması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğinin etkilerini yakından hisseden bir ülke olarak, kuraklık ve çölleşmeyle mücadelede önemli bir aktör. Özellikle İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşanan kuraklık, tarımsal üretimi ve su kaynaklarını tehdit ediyor. COP17'de alınacak kararlar, Türkiye'nin arazi yönetimi ve çölleşmeyle mücadele politikalarını şekillendirebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Orta Asya ve Afrika'daki iş birliği projeleri, bu konferansta elde edilecek küresel mutabakatla uyumlu hale getirilebilir. Türkiye'nin, sürdürülebilir arazi yönetimi ve su verimliliği konularındaki deneyimlerini paylaşarak, bölgesel bir liderlik rolü üstlenmesi mümkün. Bu bağlamda, COP17, Türkiye'nin iklim diplomasisinde aktif olması için bir fırsat sunuyor.