Hindistan'da seçmen listesi protestolarına yönelik polis müdahalesi ve gözaltılar, halkın öfkesini daha da artırarak ülke genelinde gerginliği tırmandırdı. Başbakan Narendra Modi hükümetinin protestolara karşı sert tutumu, muhalefet ve sivil toplum kuruluşları tarafından “stratejik bir hata” olarak nitelendiriliyor. Olaylar, özellikle Müslüman azınlığın yoğun yaşadığı bölgelerde seçmen kayıtlarının silinmesi iddialarıyla başladı ve kısa sürede ülke çapında yayıldı.
Protestoların Arka Planı ve Hükümetin Tepkisi
Hindistan Seçim Komisyonu'nun, özellikle 2024 genel seçimleri öncesinde seçmen listelerini güncelleme çalışmaları kapsamında milyonlarca seçmenin kaydını askıya aldığı iddiaları, ülke genelinde tepkilere yol açtı. Muhalefet partileri ve insan hakları örgütleri, bu sürecin iktidardaki Bharatiya Janata Party (BJP) lehine sonuçlar doğuracak şekilde manipüle edildiğini savunuyor. Seçim Komisyonu ise iddiaları reddederek listelerin şeffaf bir şekilde güncellendiğini belirtiyor.
Protestolar ilk olarak Uttar Pradesh, Bihar ve Batı Bengal gibi eyaletlerde başladı. Göstericiler, seçmen listelerinden isimlerinin çıkarılmasını protesto etmek için sokaklara döküldü. Polis, gösterilere karşı cop ve göz yaşartıcı gaz kullanarak müdahale etti; yüzlerce kişi gözaltına alındı. İnsan hakları grupları, gözaltına alınanlar arasında kadınlar ve yaşlıların da bulunduğunu bildiriyor. Hükümet yetkilileri ise protestoların “dış güçler tarafından kışkırtıldığını” öne sürüyor.
Olayların büyümesi üzerine ana muhalefet partisi Hindistan Ulusal Kongresi (INC) lideri Rahul Gandhi, hükümeti otoriterleşmekle suçladı ve barışçıl gösterilere yapılan müdahaleyi kınadı. Gandhi, “Demokrasinin temel taşı olan seçme hakkına yapılan bu saldırı, Hindistan'ın çok sesli yapısına bir tehdittir” dedi. Diğer muhalefet partileri de hükümetin geri adım atması çağrısında bulundu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hindistan'ın dünyanın en kalabalık ülkesi olarak demokratik süreçlerindeki bu tür krizler, yalnızca ülke içinde değil, bölgesel ve küresel düzeyde de yankı uyandırıyor. Analistler, Modi hükümetinin sert müdahalesinin, Hindistan'ın uluslararası alanda “dünyanın en büyük demokrasisi” olarak sunduğu imajına zarar verdiğini belirtiyor. Özellikle Batılı ülkeler ve uluslararası insan hakları örgütleri, Hindistan'daki gelişmeleri yakından takip ediyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, “Hindistan'da ifade özgürlüğü ve barışçıl gösteri hakkının korunması gerektiğini” vurguladı. Avrupa Birliği de benzer bir açıklama yaparak taraflara diyalog çağrısında bulundu. Ancak Hindistan hükümeti, dış müdahale olarak gördüğü bu açıklamalara sert tepki gösterdi.
Bölgesel olarak ise Pakistan ve Bangladeş gibi komşu ülkelerdeki Müslüman topluluklar, Hindistan'daki Müslüman azınlığa yönelik baskıları endişeyle izliyor. Özellikle Keşmir'deki gerginlik, son dönemde yeniden artmış durumda. Çin ise Hindistan'ın iç işlerine karışmamakla birlikte, bölgedeki istikrarsızlığın kendi ekonomik çıkarlarını etkileyebileceğinden endişe ediyor.
Uzmanlar, Modi hükümetinin protestolara yönelik sert müdahalesinin uzun vadede istikrarsızlığı artırabileceği uyarısında bulunuyor. Siyaset bilimci Arundhati Roy, “Bu tür baskıcı yöntemler, halkın öfkesini daha da körükleyerek toplumsal dokuyu zayıflatır. Hükümet, diyalog yerine zoru seçerek büyük bir stratejik hata yapıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hindistan'daki siyasi kriz, Türkiye'nin Güney Asya politikası ve küresel demokrasi normları açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme. Türkiye, son yıllarda Hindistan ile ekonomik ve ticari ilişkilerini geliştirme çabası içinde olsa da, Yeni Delhi'nin Müslüman azınlıklara yönelik politikaları ve demokratik gerileme, Ankara'nın bölgedeki insan hakları söylemiyle çelişebilir. Ayrıca, Hindistan'daki istikrarsızlık, Türk müteahhitlik firmalarının ve yatırımcılarının bölgedeki projelerini riske atabilir. Türkiye, Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda Hindistan'daki Müslümanların haklarını savunma konusunda daha aktif bir diplomasi izleyebilir. Ancak, jeopolitik denge gözetilerek, Yeni Delhi ile ilişkilerin tamamen koparılmasından kaçınılması muhtemel.