Küresel ekonominin pandemi sonrası toparlanma sürecinde hız kazanan enflasyon ve artan kamu borçları, ekonomistlerin Modern Para Teorisi (MMT) olarak bilinen tartışmalı iktisat yaklaşımını yeniden masaya yatırmasına yol açıyor. Bir dönem popüler olan MMT, devletlerin kendi para birimlerini basabildikleri için iflas edemeyecekleri ve mali disiplinin abartıldığı fikrine dayanıyor. Ancak bugün, pandemi dönemindeki devasa teşvik paketlerinin ardından artan enflasyon, bu teorinin 'zor modda' test edildiği bir döneme işaret ediyor. Bu gelişme, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomiler için kritik soruları beraberinde getiriyor.
Arka Plan: MMT Neden Yeniden Gündemde?
MMT, özellikle 2008 küresel finans krizinden sonra popülerlik kazandı. Teorinin savunucuları, pandemi döneminde ABD ve Avrupa Birliği'nin uyguladığı geniş çaplı mali teşviklerin, MMT'nin öngörülerini doğruladığını öne sürüyor. Ancak 2021'den itibaren dünya genelinde enflasyonun yükselmesi, bu teşviklerin maliyetinin sanıldığından daha yüksek olabileceğini gösterdi. Merkez bankaları faizleri hızla artırırken, borçluluk oranları da rekor seviyelere çıktı. Şimdi ise bazı ekonomistler, özellikle iklim değişikliği ile mücadele ve altyapı yatırımları gibi alanlarda hükümetlerin yeniden harcama yapması gerektiğini savunurken MMT'yi bir çözüm olarak yeniden gündeme getiriyor.
MMT'nin temel iddiası, borç veren ve para basma yetkisine sahip olan hükümetlerin, enflasyon kontrol edilebildiği sürece bütçe açığı vermekten korkmaması gerektiği yönünde. Ancak eleştirmenler, bu teorinin siyasi baskılara açık olduğunu ve enflasyonun kontrolden çıkma riskini artırdığını belirtiyor. Son dönemde ABD'de Kamu Harcamaları Şeffaflık Merkezi'nin verilerine göre, pandemi sonrası uygulanan teşvik paketlerinin maliyeti 5 trilyon doları aştı ve bu durum, MMT'nin sınırlarını test ediyor.
Bu hafta Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) yayımladığı Küresel Mali İstikrar Raporu'nda, yükselen borç yükleri ve sıkılaşan finansal koşulların gelişmekte olan ülkeler için yeni riskler yarattığına dikkat çekildi. Raporun öne çıkan bulguları arasında, kamu ve özel sektör borçlarının gayri safi yurt içi hasılaya (GSYİH) oranının 2023 itibarıyla yüzde 250'yi aştığı yer alıyor. Bu tablo, hükümetlerin harcama yapma konusunda ne kadar özgür olabileceği sorusunu yeniden gündeme getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
MMT tartışmaları yalnızca ABD'yle sınırlı değil. Avrupa Birliği'nde de pandemi sonrası toparlanma fonu kapsamında ortak borçlanma mekanizması kurulması, MMT benzeri uygulamaların bir örneği olarak yorumlanıyor. Ancak Avrupa Merkez Bankası'nın faiz artışları, üye ülkeler arasındaki borç yükü farklılıklarını daha da belirginleştirdi. Almanya gibi düşük borçlu ülkeler ile İtalya gibi yüksek borçlu ülkeler arasındaki makas açılıyor.
Gelişmekte olan ülkelerde ise durum daha karmaşık. Bu ülkelerin çoğu dış borçlarını döviz cinsinden borçlandığı için MMT'nin önerdiği politika araçları doğrudan uygulanamıyor. Örneğin Türkiye, kendi para birimi üzerinden borçlanabilse de, yüksek dolarizasyon ve dış ticaret açığı nedeniyle MMT'nin önerdiği yöntemlerin uygulanabilirliği sınırlı. Bu durum, MMT'nin küresel eşitsizlikleri artırabileceği endişelerini güçlendiriyor.
Uzmanlar, MMT'nin yeniden konuşulmasının aynı zamanda büyük güçler arasındaki ekonomik rekabetin de bir yansıması olduğunu belirtiyor. Çin'in devlet öncülüğündeki yatırımları ve ABD'nin Enflasyonu Düşürme Yasası gibi programları, MMT'nin küresel ölçekte farklı biçimlerde uygulandığını gösteriyor. Bu durum, geleneksel mali disiplin anlayışının yerini daha aktif maliye politikalarına bıraktığına işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
MMT tartışmaları, Türkiye ekonomisi için doğrudan bir uygulama önerisi olmaktan çok, maliye politikalarının sürdürülebilirliği açısından önemli bir arka plan sunuyor. Türkiye'nin yüksek kamu borcu oranı (GSYİH'nın yaklaşık %40'ı) gelişmiş ülkelere göre düşük olsa da, cari açık ve düşük rezervler gibi yapısal kırılganlıklar, genişlemeci maliye politikalarının risklerini artırıyor. Ayrıca, MMT'nin öngördüğü düşük faiz ortamının Türkiye'deki kronik enflasyonla mücadele hedefiyle çeliştiği de açık. Bu nedenle, Türkiye'nin MMT'den çok, mali disiplin ile büyüme arasında denge kuran bir yaklaşım benimsemesi gerektiği değerlendiriliyor. Küresel ölçekte ise MMT'nin yeniden popülerleşmesi, gelişmekte olan ülkelerin borç yükünü hafifletmek için alternatif finansman yöntemleri arayışlarını hızlandırabilir.