Ratko Mladiç'in cenazesi, 1995 Srebrenitsa soykırımının ardından 30 yıl geçmesine rağmen uluslararası adaletin siyasi liderler üzerinde caydırıcı bir etki yaratmadığını gözler önüne serdi. Bosna Sırp Cumhuriyeti'nin eski askeri lideri Mladiç, Lahey'deki Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) tarafından soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı. 2022'de hapishanede ölen Mladiç'in cenazesi, Sırbistan'ın başkenti Belgrad yakınlarındaki bir köyde toprağa verildi. Cenazeye katılan binlerce kişi, Mladiç'i 'kahraman' olarak anarken, kurban yakınları ve insan hakları savunucuları bu durumu adaletin yetersizliği olarak yorumladı.
Uluslararası adaletin 30 yılı: Caydırıcılık sorgulanıyor
ICTY, 1993'te kurulduğundan bu yana 161 kişiyi yargıladı ve çoğunu mahkûm etti. Ancak Mladiç ve diğer savaş suçlularının yakalanması yıllar aldı; Mladiç 16 yıl kaçtıktan sonra 2011'de yakalanabildi. Bu süreç, uluslararası adaletin yavaş işlediğini ve siyasi liderlerin suç işlemekten çekinmediğini gösteriyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) de benzer eleştirilerle karşı karşıya: Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir, Kenya Devlet Başkanı Uhuru Kenyatta gibi isimler hakkında çıkarılan tutuklama kararları uygulanamadı. Bu durum, güçlü liderlerin dokunulmazlık zırhını koruduğu algısını güçlendiriyor.
Mladiç'in cenazesinin bir 'kahramanlık' gösterisine dönüşmesi, Balkanlar'da etnik milliyetçiliğin hâlâ canlı olduğunu ve savaş suçlarının bazı kesimlerce inkâr edildiğini ortaya koyuyor. Sırbistan hükümeti cenazeye resmi bir temsilci göndermedi ancak Devlet Başkanı Aleksandar Vučić, Mladiç'i 'suçlu' olarak nitelendirse de, ülkedeki milliyetçi söylem güçlü. Bosna-Hersek'te ise kurban yakınları, bu tür anmaların acıları tazelediğini ve adaletin tam anlamıyla tecelli etmediğini belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Adalet mi, siyaset mi?
Uluslararası adalet mekanizmaları, büyük güçlerin çıkar çatışmaları nedeniyle sıklıkla siyasi engellerle karşılaşıyor. Rusya ve Çin, ICC'nin bazı girişimlerini veto ederek veya destek vermeyerek etkisiz kılabiliyor. Öte yandan, Batılı ülkeler de kendi vatandaşlarını korumak için mahkemelere baskı yapmakla eleştiriliyor. Mladiç davası, bu çifte standardın somut bir örneği: Batı, Sırp suçluları yargılarken, NATO'nun Kosova müdahalesindeki olası suçları görmezden geldi.
Balkanlar'da istikrar, hâlâ kırılgan. Sırbistan ile Kosova arasındaki gerilim, Bosna'daki siyasi kriz ve milliyetçi retorik, bölgenin yeniden çatışmaya sürüklenme riskini artırıyor. Uluslararası toplum, adalet yerine istikrarı önceleyerek bu sorunları dondurmayı tercih ediyor. Ancak Mladiç'in cenazesi gibi olaylar, dondurulmuş çatışmaların erimesi durumunda acıların yeniden alevlenebileceğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Balkanlar'da istikrar ve adaletin tesisi konusunda kritik bir aktör. Srebrenitsa soykırımını tanıyan ve kurban yakınlarına destek veren Türkiye, bölgede etnik ve dini hoşgörünün savunucusu olarak konumlanıyor. Mladiç'in cenazesinin bir kahramanlık gösterisine dönüşmesi, Türkiye'nin Balkanlar'daki barış ve uzlaşı çabalarını zorlaştırabilir. Ayrıca, uluslararası adaletin zayıflığı, Türkiye'nin de zaman zaman karşılaştığı çifte standart sorununu hatırlatıyor. Türkiye, uluslararası hukukun güçlendirilmesi ve savaş suçlarının cezasız kalmaması için daha aktif bir diplomasi izlemeli. Bölgesel istikrar, Türkiye'nin ekonomik ve güvenlik çıkarları için hayati önem taşıyor.