Barış Konseyi üyesi Nickolay Mladenov, Gazze ve Batı Şeria'daki tırmanmanın iki devletli çözümü "imkânsız" hale getirdiğini açıkladı. Mladenov, İsrail'in yerleşim faaliyetlerini genişletmesi ve Filistin yönetiminin zayıflamasının barış sürecini geri dönülemez şekilde erozyona uğrattığını vurguladı. Uluslararası toplumun acil müdahalesi olmadan çözümün mümkün olmayacağını belirtti.
Arka Plan: Yerleşimler ve Yönetim Krizi
Mladenov'un açıklamaları, İsrail hükümetinin Batı Şeria'daki yerleşim inşaatlarını hızlandırmasının ardından geldi. Son aylarda binlerce yeni konut biriminin onaylanması, iki devletli çözüm için öngörülen toprak bütünlüğünü fiilen parçalıyor. Doğu Kudüs çevresindeki yerleşimler, Filistin mahallelerini coğrafi olarak izole ederek olası bir Filistin devletinin sürekliliğini imkânsız kılıyor.
Gazze'de ise insani kriz derinleşiyor. 2007'den bu yana süren abluka, temel malzemelerin girişini kısıtlıyor; elektrik kesintileri ve su kıtlığı günlük yaşamı felç etmiş durumda. Son çatışma döngüsünde binlerce sivil hayatını kaybetti, altyapı büyük ölçüde tahrip oldu. Mladenov, Gazze'nin yeniden inşası için kalıcı bir ateşkes ve siyasi ufuk gerektiğini belirtti.
Batı Şeria'da ise Filistin yönetimi meşruiyet ve mali krizle boğuşuyor. İsrail'in vergi gelirlerini askıya alması, maaş ödemelerini geciktiriyor. Genç Filistinliler arasında yönetime duyulan güven azalırken, yerleşimci şiddeti ve askeri operasyonlar günlük hayatı kuşatmış durumda. Mladenov, Filistin yönetiminin güçlendirilmemesi halinde radikal grupların boşluğu dolduracaı uyarısında bulundu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İki devletli çözüm, on yıllardır uluslararası toplumun resmi politikası olsa da, sahadaki gerçekler her geçen gün bu vizyondan uzaklaşıyor. ABD yönetimi, geleneksel olarak çözümün garantörü olarak görülse de, son yıllarda İsrail'e verdiği koşulsuz destek ve arabuluculuk çabalarının kesintisizliği, Filistin tarafında hayal kırıklığı yaratıyor. Avrupa Birliği ise yerleşim ürünlerinin etiketlenmesi gibi adımlarla baskı oluşturmaya çalışsa da etkisi sınırlı kalıyor.
Arap devletleri, İbrahim Anlaşmaları ile İsrail ile ilişkilerini normalleştirirken Filistin davasını arka plana attı. Suudi Arabistan'ın da benzer bir adım atması bekleniyor; ancak Riyad, Filistin devleti konusunda somut ilerleme talep ediyor. Mladenov'un uyarısı, bu normalleşme dalgasının Filistin meselesini tamamen rafa kaldırabileceği endişesini yansıtıyor.
Öte yandan, İsrail'in yeni hükümeti, yerleşim genişlemesini teşvik eden ve iki devletli çözüme açıkça karşı çıkan politikalar izliyor. Bu durum, uluslararası hukuka aykırı olarak değerlendiriliyor ve Birleşmiş Milletler kararlarına rağmen İsrail'in adımlarını sürdürmesi, uluslararası sistemin etkisizliğini gözler önüne seriyor.
Mladenov, Barış Konseyi çatısı altında yürüttüğü çalışmalarda, tarafları diyaloğa döndürmek için çabalasa da, güvenin yeniden inşası zor görünüyor. ABD, AB, Rusya ve BM'den oluşan Orta Doğu Dörtlüsü'nün etkinliğini yitirmesi, yeni bir mekanizma arayışını gündeme getirdi. Ancak şu ana kadar somut bir ilerleme sağlanamadı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını uzun yıllardır dış politikasının merkezine yerleştirmiş, iki devletli çözümü savunmuş ve İsrail'in yerleşim faaliyetlerini uluslararası platformlarda sert biçimde eleştirmiştir. Mladenov'un açıklamaları, Türkiye'nin haklılığını teyit eder niteliktedir. Ancak Ankara'nın İsrail ile ilişkileri normalleştirme çabaları, Filistin konusundaki hassasiyetiyle çelişebilir. Bölgesel istikrarsızlık, Türkiye'nin güvenliğini ve ekonomik çıkarlarını doğrudan etkiliyor; Gazze'deki insani kriz ve Batı Şeria'daki gerginlik, Türkiye'nin diplomatik girişimlerini yoğunlaştırmasını gerektiriyor. Ayrıca, Doğu Akdeniz'deki enerji dengeleri ve İsrail ile yürütülen ticaret, Türkiye'nin pozisyonunu karmaşıklaştırıyor. Türkiye, Filistin yönetimine verdiği desteği sürdürerek ve uluslararası forumlarda aktif rol alarak, iki devletli çözümün canlandırılması için baskı yapmalıdır.