Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah el-Sisi, 2030 yılında görevinden ayrılacağını açıklayarak, ordunun devlet yönetimindeki etkisini daha da pekiştirecek yeni bir süreç başlatacağını duyurdu. Sisi'nin bu hamlesi, ülkedeki siyasi ve askeri dengeleri yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. Açıklama, Mısır'ın ekonomik zorluklarla boğuştuğu ve ordunun ekonomideki ağırlığının tartışıldığı bir dönemde geldi.
Orduya Selef Yetiştirme Planının Arka Planı
Sisi, iktidara geldiği 2013 yılından bu yana orduyla yakın ilişkilerini korudu ve birçok kritik göreve asker kökenli isimleri getirdi. 2030'da görevi bırakma sözü, Mısır'da uzun süredir devam eden liderlik tartışmalarına bir yanıt niteliğinde. Ancak Sisi'nin planı, sadece bir tarih vermekle kalmıyor; aynı zamanda ordunun siyasi sistem içindeki yerini kalıcı hale getirecek mekanizmalar öngörüyor. Bu kapsamda, askeri kurumların karar alma süreçlerinde daha fazla söz sahibi olacağı, üst düzey bürokratik pozisyonlara asker kökenli yetkililerin atanacağı bir yapı hedefleniyor. Sisi'nin açıklamaları, Mısır'da 2024 seçimlerinin ardından şekillenen siyasi atmosferde, ordunun rolünü anayasal güvence altına alma çabası olarak yorumlanıyor. Mısır anayasası, ordunun siyaset üzerindeki etkisini zaten tanıyor; ancak Sisi'nin önerdiği yeni süreç, bu etkiyi daha da derinleştirebilir. Ekonomik açıdan bakıldığında, Mısır ordusu inşaat, enerji ve gıda gibi birçok sektörde faaliyet gösteriyor ve ülke ekonomisinde önemli bir paya sahip. Sisi'nin planı, bu ekonomik gücün siyasi güvenceye dönüştürülmesi olarak da okunabilir. Muhalifler ise bu adımı, demokratik süreçlerin daha da kısıtlanması ve askeri vesayetin kalıcılaşması olarak eleştiriyor. Mısır'da 2011 devriminden bu yana sivil-asker ilişkileri hep tartışmalı oldu. Sisi'nin 2030 vizyonu, bu tartışmayı yeni bir boyuta taşıyor: Ordu, sadece bir baskı aracı değil, aynı zamanda devletin sürekliliğini sağlayan bir kurum olarak konumlandırılıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Mısır, Ortadoğu'nun en kalabalık Arap ülkesi ve bölgesel dengelerde kilit bir aktör. Sisi yönetimindeki Mısır, son yıllarda dış politikada çeşitlendirme arayışına girdi; Körfez ülkeleri, Çin ve Rusya ile ilişkilerini geliştirdi. Ordunun siyasetteki ağırlığının artması, Batı ile ilişkilerde insan hakları ve demokrasi konularında yeni gerilimlere yol açabilir. ABD ve Avrupa Birliği, Mısır'a yönelik silah satışlarında ve ekonomik yardımlarda insan hakları kriterlerini öne çıkarıyor. Sisi'nin planı, bu ülkelerin Mısır'a yönelik politikalarını gözden geçirmesine neden olabilir. Öte yandan, Mısır'ın istikrarı, Gazze, Libya ve Sudan gibi kriz bölgelerindeki arabuluculuk rolleri nedeniyle bölgesel güvenlik için kritik. Ordunun güçlenmesi, Mısır'ın bu rollerde daha etkin olmasını sağlayabilir; ancak iç siyasetteki otoriterleşme eğilimi, bölgesel ittifaklarda soru işaretleri yaratabilir. Ekonomik olarak Mısır, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yürüttüğü program kapsamında kemer sıkma politikaları uyguluyor ve ordunun ekonomideki ayrıcalıklı konumu, bu reformların önünde bir engel olarak görülüyor. Sisi'nin planı, orduya ekonomik ayrıcalıkların korunması yönünde bir garanti olarak da değerlendirilebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Mısır ile son yıllarda ilişkilerini normalleştirme sürecinde. Sisi'nin orduya dayalı bir selef planı, Mısır'da askeri vesayetin kalıcılaşması anlamına geliyorsa, bu durum Türkiye'nin bölgede demokratik süreçleri destekleme politikasıyla çelişebilir. Ancak Türkiye, Mısır ile ekonomik ve ticari ilişkilerini geliştirmeye odaklanmış durumda. Mısır'ın istikrarı, Doğu Akdeniz'deki denge ve Libya'daki gelişmeler açısından Türkiye için önemli. Öte yandan, ordunun ekonomideki gücünün artması, Türk yatırımcılar için rekabet koşullarını zorlaştırabilir. Türkiye, Mısır'daki siyasi gelişmeleri yakından izlemeli ve ilişkileri karşılıklı çıkarlar temelinde yönetmeli.