Mısır ile Etiyopya arasındaki Nil Nehri kaynaklı gerilim yeniden tırmanırken, bu çekişme Pekin için stratejik bir açmaz haline geldi. Çin, bir yanda Afrika'daki en büyük ekonomik ortaklarından Mısır'da milyarlarca dolarlık yatırıma sahipken, diğer yanda kıtanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden Etiyopya ile yakın siyasi ve askeri bağlarını korumaya çalışıyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki su paylaşımı krizi, Çin'in her iki ülkedeki çıkarlarını aynı anda koruma stratejisini zorluyor.
Nil Nehri Anlaşmazlığının Arka Planı ve Çin'in İkilemi
Etiyopya'nın Mavi Nil üzerinde inşa ettiği Büyük Rönesans Barajı (GERD), 2011'de temeli atıldığından bu yana Mısır için hayati bir tehdit olarak görülüyor. Mısır, Nil sularının neredeyse tamamına bağımlı; tarım ve içme suyu ihtiyacının %97'sini bu nehirden karşılıyor. Etiyopya ise barajı, elektrik üretimi ve kalkınma için vazgeçilmez bir proje olarak savunuyor. Taraflar arasında 2015'te imzalanan mutabakat ve sonraki müzakereler somut bir anlaşmayla sonuçlanmadı. 2020'de barajın ilk fazı devreye alındığında kriz yeniden alevlendi; 2023'te Etiyopya barajı tam kapasiteyle doldurma niyetini açıkladı. Mısır, askeri güç kullanma dahil tüm seçeneklerin masada olduğunu yineledi.
Çin, her iki ülkeyle de derin ilişkilere sahip. Mısır'da Süveyş Kanalı Ekonomik Bölgesi, yeni idari başkent projesi ve liman yatırımları dahil olmak üzere Çin'in toplam yatırımı 10 milyar doları aşıyor. Ayrıca Mısır, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'nin Akdeniz ayağında kilit bir ortak. Öte yandan Etiyopya, Çin'in Afrika'daki en eski ve en sadık ortaklarından biri; Addis Ababa'daki Afrika Birliği merkezi ve Çin yapımı Addis Ababa-Djibouti demiryolu, Pekin'in kıtadaki etkisinin sembolü. Çin, Etiyopya'ya silah satışı da yapıyor ve ülkenin kalkınma modeline yakın duruyor.
Çin'in Denge Arayışı ve Bölgesel Yansımaları
Pekin, şimdiye kadar baraj anlaşmazlığında taraf tutmaktan kaçındı ve sorunun Afrika Birliği çatısı altında çözülmesi çağrısı yaptı. Ancak Mısır ve Etiyopya'nın pozisyonları sertleşirken, bu tarafsızlık giderek zorlaşıyor. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, son açıklamasında "Nil su kaynaklarının adil ve makul kullanımı" vurgusu yapmakla yetindi; somut bir arabuluculuk girişimi başlatmadı. Uzmanlara göre Çin, bir yandan Mısır'ın öfkesini çekmemek için baraj karşıtı bir tutum takınmıyor, diğer yandan Etiyopya'yı kaybetmemek adına Kahire'nin askeri tehditlerine mesafeli duruyor.
Bu denge siyaseti, Çin'in Afrika'daki genel stratejisiyle de uyumlu. Pekin, kıtada istikrarı ve ekonomik işbirliğini önceliyor; ancak Mısır ve Etiyopya arasındaki bir çatışma, Çin'in Kuşak ve Yol projelerini ve bölgesel ticaret yollarını sekteye uğratabilir. Özellikle Süveyş Kanalı, Çin'in Avrupa'ya uzanan deniz ticaretinin can damarı. Kanalın güvenliği ve Mısır'ın istikrarı, Pekin için hayati. Öte yandan Etiyopya'nın istikrarsızlaşması, Afrika Boynuzu'nda Çin karşıtı aktörlerin (ABD, Türkiye, BAE) nüfuz kazanmasına yol açabilir.
Krizin bir diğer boyutu da tarafların dış destek arayışı. Mısır, Körfez ülkeleri ve ABD'den destek alırken, Etiyopya da Çin ve Rusya'ya yakınlaşıyor. Bu durum, Nil anlaşmazlığını yalnızca bölgesel bir su paylaşımı sorunu olmaktan çıkarıp küresel güç rekabetinin bir parçası haline getiriyor. Çin'in arabuluculuk kapasitesi, aynı zamanda Afrika'daki liderlik iddiasının test edilmesi anlamına geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Mısır ve Etiyopya ile dengeli ilişkiler yürütüyor. Mısır ile son yıllarda normalleşen ilişkiler ve savunma işbirliği, Etiyopya ile ise ekonomik ve insani bağlar öne çıkıyor. Nil krizi, Türkiye'nin Afrika Boynuzu'ndaki nüfuzunu artırması için bir fırsat olabilir; ancak Çin'in sıkışması, Türk yatırımcılar için yeni alanlar açabilir. Ayrıca su paylaşımı sorunları, Türkiye'nin kendi sınır aşan sular politikası (Fırat-Dicle) açısından da dikkatle izlenmeli. Bölgesel istikrarsızlık, Kızıldeniz ve Süveyş'teki Türk ticaret yollarını doğrudan etkiler.