Mısır'ın başkenti Kahire'de, palmiye ağaçlarının ve sarmaşık çalıların gölgelediği bir mezarlıkta, soluk renkli mezarlar o kadar sıkışık ki, bazı yerlerde bir ailenin parselini diğerinden ayıran sadece dar kum ve kırık kaldırım şeritleri var. Bu, ülkedeki küçük Bahai azınlığının ölülerini defnetmek için giderek daha az yer bulduğu bir manzara. Mısır'da Bahailer, nüfusun çoğunluğunu oluşturan Sünni Müslümanlar ve önemli bir azınlık olan Kıptiler arasında kendine yer bulamayan, resmi olarak tanınmayan bir inanç grubu. Defin alanlarının yetersizliği, ayrımcılık ve bürokratik engellerle birleşerek topluluk için ciddi bir sorun haline geliyor.
Bahai toplumunun defin sorunu
Mısır'da Bahai inancına mensup yaklaşık 2 bin kişi yaşıyor. Ancak devlet tarafından resmi olarak tanınmadıkları için kendilerine ait mezarlık alanı bulmakta zorlanıyorlar. Kahire'deki mevcut mezarlıklar, genellikle Müslüman ve Hristiyan cemaatlere ait. Bahailer, ölülerini bu mezarlıklara defnetmek için izin almakta güçlük çekiyor veya yüksek ücretler ödemek zorunda kalıyor. Bazı aileler, özel mülklerinde veya izinsiz alanlarda defin yapmak durumunda kalıyor. Bu durum, hem yasal riskler hem de toplumsal tepkilerle karşılaşmalarına neden oluyor.
Reuters'in haberine göre, Kahire'nin banliyölerindeki bir mezarlıkta, Bahai ailelerine ait mezarların üst üste gömüldüğü, yer sıkıntısı nedeniyle bazı mezarların kaldırım altında kaldığı görülüyor. Mezarlıkta defin işlemleri için yeterli alan olmadığından, aileler yeni mezarlar açmakta zorlanıyor. Ayrıca, defin izni almak için gerekli belgelerde din hanesinin boş bırakılması veya 'diğer' olarak işaretlenmesi gibi idari engeller de bulunuyor.
Ayrımcılık ve hukuki statü
Mısır anayasası, din ve vicdan özgürlüğünü garanti etse de, uygulamada Bahailer gibi azınlık grupları birçok alanda ayrımcılığa maruz kalıyor. 1960'lardan bu yana Bahai inancı resmi olarak tanınmıyor ve kimlik kartlarında din hanesine 'Bahai' yazdırmak yasak. Bu durum, eğitim, sağlık ve istihdam gibi temel hizmetlere erişimde sorunlara yol açıyor. Defin işlemleri de bu ayrımcılığın bir yansıması olarak ortaya çıkıyor. Bahai toplumu, defin alanı tahsisi için hükümete başvuruda bulunsa da olumlu yanıt alamıyor.
Mısır'da 2011 devrimi sonrası artan toplumsal kutuplaşma, azınlıklar üzerindeki baskıyı daha da artırdı. Özellikle Müslüman Kardeşler'in yükselişi ve sonrasında yaşanan siyasi istikrarsızlık, Bahailer gibi küçük grupların görünürlüğünü azalttı. Bugün, birçok Bahai ailesi, defin sırasında kimliklerini gizlemek zorunda kalıyor veya Müslüman mezarlıklarına defnedilmeyi tercih ediyor. Ancak bu da dini inançlarına aykırı olduğu için vicdani bir ikilem yaratıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Mısır'daki Bahai azınlığının yaşadığı zorluklar, Orta Doğu'da dini azınlıkların karşılaştığı genel sorunların bir parçası. Bölgede Bahai toplulukları İran, Irak, Suriye ve Körfez ülkelerinde de çeşitli baskılarla karşı karşıya. Özellikle İran'da Bahailer, en büyük dini azınlık olarak sistematik ayrımcılığa uğruyor; eğitim ve istihdam hakları ellerinden alınıyor. Mısır'daki durum, İran kadar ağır olmasa da, benzer bir tanınmama ve dışlanma sorununu yansıtıyor.
Uluslararası insan hakları örgütleri, Mısır hükümetine Bahai toplumunun defin alanı ihtiyacını karşılaması ve dini özgürlükleri güvence altına alması çağrısında bulunuyor. Ancak Mısır yönetimi, ülkedeki İslami kimliği vurgulayan politikalar izlediği için azınlık hakları konusunda isteksiz davranıyor. Bu durum, Mısır'ın uluslararası alanda insan hakları sicili açısından eleştirilmesine yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Mısır'daki Bahai azınlığının defin sorunu, doğrudan Türkiye'yi ilgilendiren bir mesele olmasa da, Orta Doğu'da dini azınlıkların hakları konusunda Türkiye'nin izlediği politika açısından dolaylı bir önem taşıyor. Türkiye, bölgede azınlık haklarına saygı duyulması gerektiğini savunan bir ülke olarak, Mısır'la ilişkilerinde bu konuyu gündeme getirebilir. Ayrıca, Türkiye'nin kendi sınırları içinde de farklı inanç gruplarına mensup vatandaşları bulunuyor ve bu grupların defin işlemleri konusunda benzer sorunlar yaşanmaması için yasal düzenlemeler mevcut. Mısır'daki durum, bölgesel istikrar ve insan hakları açısından Türkiye'nin dış politikasında dikkate alması gereken bir unsur olarak öne çıkıyor. Ancak Türkiye'nin öncelikli gündemi, Mısır'la ekonomik ve stratejik işbirliğini geliştirmek olduğu için bu tür hassasiyetler geri planda kalabiliyor.