Demokrat Parti'nin Michigan ve Missouri'deki ön seçimleri, seçmenlerin İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarına dair tepkisini net bir şekilde ortaya koydu. Sonuçlar, partinin İsrail'e verdiği destek ile ilerici tabanın ateşkes çağrıları arasındaki derin bölünmeyi gözler önüne serdi. Michigan'da, Başkan Joe Biden'a 'kayıtsız' oy veren seçmenlerin oranı, eyaletteki Arap Amerikalı ve Müslüman seçmenlerin yoğun olduğu Dearborn gibi bölgelerde yüzde 70'leri buldu. Missouri'de ise, Biden'ın adaylığına yönelik protestolar daha sınırlı kalırken, ilerici adayların İsrail karşıtı söylemleri ön plana çıktı. Bu tablo, partinin genel seçimlerde İsrail politikasının maliyetine ilişkin kaygıları artırıyor.
Ön seçimlerde İsrail faktörü
Michigan'da 27 Şubat'ta yapılan ön seçimde, 'kayıtsız' oyların toplam oy oranı yüzde 13 civarındaydı. Bu, 2020'deki ön seçimdeki yüzde 5'lik orana göre önemli bir artışa işaret ediyor. Özellikle Dearborn'da yaşayan Arap kökenli seçmenler, Biden'ın İsrail'e koşulsuz desteğine tepki olarak bu seçeneği tercih etti. Bu durum, Biden'ın Michigan'da genel seçimlerde bu seçmen grubunu kaybedebileceği endişelerini doğurdu. Michigan, 2020 başkanlık seçimlerinde Biden'ın Donald Trump'a karşı sadece 154 bin oy farkla kazandığı kritik bir eyalet. Kayıtsız oyların bu farkı kapatma potansiyeli, Demokratlar için alarm zilleri çaldırıyor.
Missouri'de ise 23 Mart'ta yapılan ön seçimde, oranlar Michigan kadar keskin olmasa da, İsrail karşıtı duyarlılık hissedildi. Demokrat adaylardan bazıları, Gazze'de ateşkes çağrısı yaparken, seçmenlerin bir kısmı bu tutumu destekledi. Ancak Missouri'de ön seçimlerin bağlayıcılığı ve aday belirleme süreci farklı olduğundan, protesto oylarının etkisi sınırlı kaldı. Yine de, bu eyaletteki sonuçlar, ulusal düzeyde partinin İsrail politikasına duyulan tepkinin yalnızca Arap Amerikalı seçmenlerle sınırlı olmadığını, ilerici beyaz seçmenlerin de sürece dahil olduğunu gösterdi.
Seçmen tepkisi ve ulusal sonuçları
Bu ön seçimler, Demokrat Parti'nin İsrail politikasının seçimlere etkisini ölçmek adına birer test niteliği taşıyor. Özellikle Kasım ayındaki başkanlık seçimleri öncesinde, Biden yönetiminin İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarına verdiği desteğin, partinin genç ve ilerici seçmenler arasındaki popülaritesini düşürdüğü gözlemleniyor. Michigan'daki 'kayıtsız' oy kampanyası, bu seçmenlerin organize bir şekilde sesini duyurmaya çalıştığını gösteriyor. Benzer protestolar, Illinois, Minnesota ve Washington gibi eyaletlerde de yaşandı. Bu durum, Biden'ın seçim kampanyasında Ortadoğu politikasını yeniden şekillendirmesi gerektiği yönünde baskı oluşturuyor.
Uzmanlar, bu tepkilerin yalnızca seçimlerde oy kaybına yol açmakla kalmayıp, partinin tabanındaki ahlaki değerler ve insan hakları vurgusunu da zedelediğini belirtiyor. Öte yandan, Biden'ın İsrail'e desteğini sürdürmesinin, Kongre'deki bazı Demokrat üyelerle de çelişki yarattığı görülüyor. Temsilciler Meclisi'nde ve Senato'da ateşkes çağrısı yapan Demokratların sayısı artıyor. Bu durum, yönetimin iç politikada da zor bir denge kurmasını gerektiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu ön seçim sonuçları, Türkiye açısından dolaylı ancak önemli bir gelişmedir. ABD'deki seçim dinamikleri, özellikle Biden yönetiminin İsrail'e koşulsuz desteğinin sürdürülebilirliğini sorgulatıyor. Eğer ABD yönetimi, seçim baskısı nedeniyle İsrail'e yönelik politikalarında kısmi bir yumuşama ya da ateşkes çağrısında bulunacak olursa, bu durum Gazze'deki insani krizin hafiflemesine katkı sağlayabilir. Türkiye, zaten Filistin davasına verdiği destek ve insani yardım çabalarıyla ön planda olan bir ülke olarak, uluslararası kamuoyunda bu yöndeki gelişmeleri yakından izliyor. ABD'nin Ortadoğu politikasındaki olası bir değişim, bölgesel dengeleri etkileyebilir ve Türkiye'nin bölgedeki diplomatik manevra alanını genişletebilir. Ancak bu etkilerin somutlaşması için seçimlerin sonuçlarını beklemek gerekiyor.