İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile ABD Başkanı Donald Trump arasında, G7 zirvesinde başlayan bir fotoğraf krizi, karşılıklı sert açıklamalarla uluslararası boyutta bir gerilime dönüştü. Trump, geçtiğimiz hafta sonu Kanada'da düzenlenen G7 zirvesinde Meloni'nin kendisiyle fotoğraf çektirmek için "yalvardığını" ima eden bir paylaşım yapınca, İtalya Başbakanı'ndan jet hızında bir yanıt geldi. Meloni, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Sayın Trump, önce kendi popülerlik oranlarınıza odaklanmanızı öneririm" ifadelerini kullandı ve ABD Başkanı'nın İtalya'nın iç işlerine karışmasını eleştirdi.
G7 Zirvesinde Başlayan Gerilim
Olayın fitili, G7 Liderler Zirvesi'nin ardından Trump'ın Twitter hesabından yaptığı bir paylaşımla ateşlendi. ABD Başkanı, Meloni ile çektirdiği bir fotoğrafın altına, "Giorgia benden bu fotoğrafı çektirmek için çok yalvardı. Ne kadar da popüler olmak istiyor!" notunu düştü. Trump'ın bu yorumu, İtalyan basınında geniş yankı bulurken, Meloni'ye yakın kaynaklar Başbakan'ın bu imadan rahatsız olduğunu ancak ilk etapta yanıt vermemeyi tercih ettiğini aktardı. Ancak Trump'ın bir gün sonra Fox News'e verdiği röportajda aynı iddiayı yinelemesi üzerine Meloni'nin artık sessiz kalmadığı belirtiliyor. İtalya Başbakanı, yazılı bir açıklamayla Trump'ın iddialarını "tamamen asılsız ve saygısızca" olarak nitelendirerek, "G7, küresel sorunları çözmek için bir araya geldiğimiz bir platformdur. Kimsenin kişisel popülerlik yarışına alet edilmemelidir" dedi.
Trump'ın bu hamlesi, aslında G7 zirvesinde yaşanan daha büyük bir anlaşmazlığın yansıması olarak görülüyor. Zirvede ABD'nin çelik ve alüminyum tarifeleri konusunda diğer G7 üyeleriyle sert bir tartışma yaşayan Trump, özellikle Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile karşı karşıya gelmişti. Meloni ise bu tartışmalarda daha dengeli bir tavır sergilemeye çalışsa da Trump'ın kişisel saldırısı sonrası tavrını netleştirmiş oldu.
Atlantik Ötesi İlişkilerde Yeni Dönemeç
Meloni-Trump gerginliği, sadece iki lider arasındaki kişisel bir çekişme olmanın ötesinde, ABD-AB ilişkilerinde tırmanan bir gerilimin parçası olarak değerlendiriliyor. Trump'ın ikinci döneminde izlediği "Önce Amerika" politikası, Avrupalı müttefikleriyle arasını sürekli açarken, Meloni gibi milliyetçi-muhafazakar bir liderin bile Trump'a karşı sert bir duruş sergilemesi, Washington ile Avrupa arasındaki uçurumun artık ideolojik birlikteliği bile aştığını gösteriyor. Trump, Meloni'yi "aşırı sağcı bir popülist" olarak nitelendiren rakiplerine inat, İtalya Başbakanı'nı kendine ideolojik olarak yakın görüyordu. Ancak Meloni'nin bu çıkışı, ideolojik yakınlıkların ulusal çıkarların önüne geçmediğini kanıtladı.
Avrupa Birliği'nden üst düzey bir diplomat, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, "Meloni'nin Trump'a verdiği yanıt, Avrupalı liderlerin artık ABD Başkanı'nın kişisel saldırılarına boyun eğmeyeceğinin bir göstergesidir. Bu, Avrupa'nın kendi ayakları üzerinde durma kararlılığını yansıtıyor" ifadelerini kullandı. Öte yandan, Trump'ın popülerlik takıntısı, kamuoyunda da alay konusu oldu. Birçok Amerikan medya kuruluşu, Trump'ın kendi anketlerinde desteğinin düştüğü bir dönemde Meloni'nin popülerliğini sorgulamasını ironik buldu. Morning Consult'ın son anket verilerine göre, Meloni'nin İtalya'daki onay oranı %48 iken, Trump'ın ABD'deki onay oranı %43 seviyesinde. Bu veriler, Meloni'nin ana muhalefet ve medyanın yoğun eleştirilerine rağmen Trump'tan daha popüler olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'nın önde gelen ülkelerinden biri ile ABD arasında yaşanan bu tür bir diplomatik gerilim, dolaylı olarak Türkiye'yi de ilgilendirmektedir. Türkiye, son yıllarda ABD ile inişli çıkışlı ilişkiler yaşarken, AB'yle de gümrük birliği ve tam üyelik müzakereleri çerçevesinde diyaloğunu sürdürüyor. Meloni gibi popülist bir liderin ABD'ye meydan okuması, Türkiye'nin de zaman zaman Washington'a karşı kullandığı "ulusal egemenlik" vurgusuyla benzerlik taşıyor. Ancak Türkiye'nin bu tür bir gerilimde net bir pozisyon alması beklenmez; zira Ankara, hem ABD hem de AB ile ilişkilerini dengelemeye çalışıyor. Bu olay, uluslararası sistemde güç dengelerinin değiştiğinin bir işareti olarak okunabilir. Türk dış politikası için en kritik ders, ideolojik yakınlıkların uluslararası krizlerde kalıcı ittifaklar sağlamadığıdır; bu nedenle pragmatik ve çok yönlü politika izlemek önemini koruyor.