Meksika hükümeti, ülkenin ulaşım altyapısını kökten değiştirecek dev bir demiryolu yatırımına imza atıyor. Toplam 20 milyar doları aşması beklenen proje kapsamında, Meksika’nın kuzey sınırından güneydeki turistik bölgelere kadar uzanan binlerce kilometrelik yeni hat inşa edilmesi planlanıyor. Ancak bütçe aşımları, çevresel endişeler ve lojistik zorluklar, bu iddialı planın rayından çıkabileceği yönünde soru işaretleri doğuruyor.
Arka plan: Tarihi bir dönüşüm çabası
Meksika Devlet Başkanı Andrés Manuel López Obrador yönetimi, demiryolu taşımacılığını ülkenin ekonomik kalkınmasının merkezine yerleştirmeyi hedefliyor. Mevcut durumda yük taşımacılığının büyük bölümü karayoluyla yapılırken, demiryolunun payı oldukça düşük. Hükümet, bu oranı artırarak hem lojistik maliyetleri düşürmeyi hem de karbon emisyonlarını azaltmayı amaçlıyor. Projenin en dikkat çekici ayağı, Meksika’nın en önemli ticaret rotası olan ABD sınırından, Yucatán Yarımadası’ndaki turistik Cancún ve Tulum gibi şehirlere uzanan bir koridor. Bu hat, hem ticari malların taşınmasını hızlandıracak hem de turistlerin bölgeye erişimini kolaylaştıracak. Ayrıca, ülkenin güneydoğusundaki yoksul bölgeleri ekonomik olarak canlandırması beklenen Maya Treni (Tren Maya) projesi de bu kapsamda öne çıkıyor. Ancak Maya Treni, çevresel etkileri ve yerli toplulukların toprak hakları konusundaki tartışmalarla sık sık gündeme geliyor.
Uzmanlar, Meksika’nın demiryolu yatırımlarının başarılı olması halinde, ülkenin gayri safi yurt içi hasılasına yıllık 1-2 puanlık bir katkı sağlayabileceğini öngörüyor. Bununla birlikte, projelerin finansmanı büyük ölçüde kamu kaynaklarına dayanıyor ve petrol gelirlerindeki dalgalanmalar nedeniyle risk altında. Hükümet, özel sektörü de sürece dahil etmek için çeşitli teşvik mekanizmaları geliştirse de, yatırımcılar siyasi belirsizlikler ve düzenleyici engeller konusunda temkinli.
Küresel boyut: ABD-Çin rekabeti ve tedarik zincirleri
Meksika’nın demiryolu hamlesi, küresel tedarik zincirlerinin yeniden yapılandığı bir döneme denk geliyor. ABD-Çin ticaret savaşları ve pandemi sonrası tedarik güvenliği arayışı, birçok şirketi üretimlerini Asya’dan Meksika’ya kaydırmaya itiyor. Bu bağlamda, Meksika’nın lojistik altyapısını modernize etmesi, ülkenin bu “nearshoring” eğiliminden daha fazla pay almasını sağlayabilir. Ancak rakipler de boş durmuyor. Brezilya, Kolombiya ve Panama gibi ülkeler de kendi liman ve demiryolu projeleriyle Meksika’nın önüne geçmeye çalışıyor. Ayrıca, projenin bir kısmı ABD-Meksika-Kanada Anlaşması (USMCA) kapsamında uyumluluk gerektiriyor. ABD’li yetkililer, özellikle sınır geçişlerinde gümrük prosedürlerinin iyileştirilmesinin, projenin başarısı için kritik olduğunu vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Meksika'nın demiryolu yatırımları, gelişmekte olan ülkelerin altyapı hamlelerinin stratejik önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Türkiye de benzer şekilde, demiryolu ağını genişleterek hem lojistik maliyetleri düşürmeyi hem de Orta Koridor ve Kuşak-Yol girişimi kapsamında küresel ticaretteki konumunu güçlendirmeyi hedefliyor. Meksika'nın deneyimi, Türkiye için kamu-özel ortaklığı modellerinin etkinliği, çevresel sürdürülebilirlik ve yerel halkın katılımı gibi konularda dersler barındırıyor. Ayrıca, nearshoring trendi, Türkiye'nin de otomotiv ve elektronik gibi sektörlerde Avrupa'ya yakınlığı sayesinde benzer bir avantaj yakalayabileceğini gösteriyor. Meksika’nın karşılaştığı finansman ve düzenleme zorlukları, Türkiye'nin kendi altyapı projelerinde benzer riskleri yönetmesi açısından dikkate değer.