Meksika, 2019'da kurulan Ulusal Muhafızlar (Guardia Nacional) aracılığıyla güvenlik güçlerini askerileştirme sürecini derinleştirdi. 2021'de Andrew Ivey, “'I Have Other Data': The Guardia Nacional and the Entrenchment of Mexico's Militarization” başlıklı yazısında Meksika'nın bir askerileşme tuzağına doğru gittiği uyarısında bulunmuştu. Beş yıl sonra, Trump yönetiminin artan baskısı ve Meksika hükümetinin güvenlik politikaları, bu uyarıyı doğrular nitelikte. Ülke, askeri güçlerin iç güvenlikte kalıcı rol üstlendiği bir yapıya hapsolmuş durumda.
Askerileşmenin Arka Planı ve Ulusal Muhafızlar
Meksika'da uyuşturucu kartelleriyle mücadele gerekçesiyle 2006'da başlatılan askeri operasyonlar, zamanla iç güvenliğin askerileşmesine yol açtı. 2018'de göreve gelen Başkan Andrés Manuel López Obrador, Ulusal Muhafızlar'ı anayasal bir güç olarak kurdu ve doğrudan askeri komuta altına verdi. Bu adım, polis teşkilatının zayıflatılması ve ordunun sivil alana müdahalesinin artması anlamına geliyordu. 2021'de Ivey, bu kurumun hesverebilirlikten yoksun olduğunu ve askerileşmenin demokratik denetimi aşındırdığını vurguladı. Nitekim Ulusal Muhafızlar, insan hakları ihlalleri ve keyfi gözaltılarla anıldı; sivil toplum kuruluşları, askeri mahkemelerin yargı yetkisini genişleten düzenlemeleri eleştirdi.
2024'te Ulusal Muhafızlar'ın Savunma Bakanlığı'na devredilmesi, askerileşmenin kurumsal zirvesi oldu. Böylece Meksika ordusu, kolluk kuvveti işlevini resmen üstlendi. Bu dönüşüm, yalnızca güvenlik politikası değil, aynı zamanda sivil-asker ilişkilerinde kalıcı bir kayma anlamına geliyor. Meksika, Latin Amerika'da askeri rejimlerin mirasını taşıyan bir bölgede, demokrasiyi askeri vesayet altına sokma riskiyle karşı karşıya.
Trump Baskısı ve Bölgesel Yansımalar
Trump yönetiminin Meksika'ya yönelik baskısı, askerileşmeyi daha da pekiştirdi. Washington, kartellerle mücadelede askeri iş birliğini artırırken, Meksika'nın egemenlik alanında askeri operasyonlara göz yumdu. 2025'te Trump'ın “kartelleri terör örgütü ilan etme” ve “Meksika'ya askeri müdahale” tehditleri, Meksika hükümetini daha fazla askeri önleme yöneltti. Bu durum, Meksika'nın iç işlerine ABD müdahalesi tartışmalarını alevlendirdi. Bölgesel olarak, Meksika'daki askerileşme, Orta Amerika ve Karayipler'de benzer eğilimleri teşvik edebilir; ABD'nin “güvenlik odaklı” yaklaşımı, insan hakları ve demokrasi teşviki politikalarını geri plana itiyor.
Uluslararası kamuoyu, Meksika'nın askeri polis devletine dönüşmesini endişeyle izliyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü ve BM, askeri mahkemelerin sivilleri yargılamasını eleştiriyor. Meksika'nın insan hakları sicili, askeri operasyonlarla daha da kötüleşiyor. Öte yandan, askerileşme uyuşturucu şiddetini azaltmadı; aksine, kartellerin askeri taktikler edinmesine ve şiddetin tırmanmasına yol açtı. Bu kısır döngü, Ivey'in “askerileşme tuzağı” uyarısını doğruluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Meksika'daki askerileşme, Türkiye için dolaylı ama önemli dersler içeriyor. Türkiye, kendi güvenlik politikalarında askeri ve kolluk güçleri arasındaki dengeyi tartışırken, Meksika örneği askerileşmenin demokratik denetimi zayıflattığını ve insan hakları ihlallerini artırdığını gösteriyor. Ayrıca, ABD'nin Meksika'ya yönelik baskısı, Washington'un güvenlik odaklı dış politikasının müttefikler üzerindeki etkisini yansıtıyor. Türkiye, benzer şekilde Suriye ve Irak'ta askeri operasyonlar yürütüyor; ancak sivil denetim ve hesverebilirlik mekanizmaları, uluslararası meşruiyet açısından kritik. Meksika'nın durumu, askeri çözümlerin kalıcı barış getirmediğini ve sivil kurumların güçlendirilmesi gerektiğini hatırlatıyor.