Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum, geçtiğimiz günlerde düzenlediği basın toplantısında, ülkesinin ekonomik durumunun aslında uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının iddia ettiğinden çok daha iyi olduğunu savundu. Sheinbaum, bu iddiasını desteklemek için 12 veri noktasını seçerek sundu. Ancak bu verilerin seçilmesi, ülkenin karşı karşıya olduğu mali zorlukları görmezden gelen bir tablo çiziyor. Başkan'ın bu yaklaşımı, ekonomistler ve piyasa analistleri tarafından gerçekçi bulunmuyor; zira derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmeleri, daha kapsamlı verilere dayanıyor.
Sheinbaum'un Seçici Veri Sunumu
Sheinbaum, konuşmasında enflasyonun düştüğünü, istihdamın arttığını ve doğrudan yabancı yatırımların güçlü seyrettiğini öne sürdü. Ancak uzmanlar, bu olumlu göstergelerin ülkenin genel ekonomik tablosunu yansıtmadığına dikkat çekiyor. Örneğin, 2024 yılında Meksika ekonomisi yalnızca %1.5 büyüdü; bu, hükümetin hedeflediği %3'lük büyüme oranının oldukça altında kaldı. Aynı dönemde, kamu borcu GSYH'nin %50'sine yaklaşırken, bütçe açığı da %5.9'a ulaştı. Bu rakamlar, Meksika'nın mali yapısının ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.
Başkan'ın konuşmasında bahsettiği verilerin birçoğu, pandemi sonrası toparlanma dönemine işaret ediyor. Ancak bu toparlanma, düşük verimlilik artışı ve yüksek kayıt dışı istihdam gibi yapısal sorunları gizliyor. Özellikle, Petróleos Mexicanos (Pemex) gibi devlet şirketlerinin borç yükü, ülkenin mali dengeleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Pemex'in toplam borcu 100 milyar doları aşmış durumda ve bu borcun neredeyse tamamı devlet garantisi altında. Bu durum, uluslararası piyasalarda Meksika'nın kredi riskini artırıyor.
Küresel Kredi Derecelendirme Kuruluşlarının Uyarıları
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları Fitch, Moody's ve Standard & Poor's, Meksika'nın mali görünümüne ilişkin endişelerini dile getiriyor. Bu kuruluşlar, ülkenin borç oranının artacağını ve bütçe açığının kontrol altına alınması gerektiğini vurguluyor. Özellikle Fitch Ratings, geçtiğimiz ay yaptığı değerlendirmede Meksika'nın kredi notunu 'BBB-' olarak korurken, görünümünü 'negatif' olarak belirledi. Bu karar, Sheinbaum hükümetinin mali politikalarına duyulan güvenin azaldığının bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
Sheinbaum'un seçtiği verilerin büyük bir kısmı, 2024'ün ilk çeyreğine ait. Oysa son üç aylık dönemde ekonominin yavaşladığı ve sanayi üretiminin düştüğü gözlemleniyor. Ayrıca, ABD ile yaşanan ticari gerilimler ve Çin'den gelen ucuz ithalatın artması, Meksika'nın ihracatını olumsuz etkiliyor. Özellikle elektrikli araç sektöründe yaşanan dönüşüm, Meksika'nın otomotiv sektörünü tehdit ediyor; bu sektör, ülkenin ihracat gelirlerinin önemli bir bölümünü oluşturuyor.
Siyasi ve Ekonomik Etkiler
Sheinbaum'un bu seçici veri sunumu, sadece ekonomik bir tartışma değil, aynı zamanda siyasi bir hamle olarak değerlendiriliyor. Başkan, kamuoyuna iyimser bir tablo çizerek, 2026'daki ara seçimler öncesinde partisinin popülaritesini korumayı hedefliyor. Ancak ekonomistler, bu tür bir yaklaşımın uzun vadede güvenilirlik kaybına yol açacağını belirtiyor. Özellikle yabancı yatırımcılar, hükümetin şeffaf ve tutarlı bir ekonomi politikası izlemediği takdirde ülkeden çıkabileceklerini ifade ediyor.
Meksika ekonomisinin geleceği, aynı zamanda küresel ekonomik koşullara da bağlı. ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz oranlarını düşürmeye başlaması, Meksika pezosunu desteklese de, bu etki sınırlı kalıyor. Meksika'nın büyüme potansiyeli, yapısal reformların hayata geçirilmesine ve yolsuzlukla mücadeleye bağlı. Ancak mevcut hükümetin bu konularda somut adımlar atmaktan kaçındığı gözlemleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Meksika'daki bu gelişmeler, Türkiye için önemli dersler barındırıyor. Her iki ülke de benzer ekonomik kırılganlıklara sahip: yüksek enflasyon, geniş bütçe açıkları ve kamu borçlarının sürdürülebilirliği konusundaki endişeler. Türkiye ve Meksika, gelişmekte olan piyasalar olarak küresel sermaye akımlarından doğrudan etkileniyor. Bu nedenle Meksika'nın yaşadığı güven erozyonu, Türkiye'nin de karşı karşıya olduğu riskleri hatırlatıyor. Türkiye'nin, uluslararası yatırımcıların güvenini kazanmak ve ekonomik istikrarı sağlamak için şeffaf ve öngörülebilir bir ekonomi politikası izlemesi gerektiği açıktır.