Toplu savunma paktları, savaşı daha az olası kılmak için tasarlanır. Ancak kötü tasarlanmış anlaşmalar tam tersi etkiyi yaratabilir. Müttefikler, askeri entegrasyon, karar alma mekanizmaları ve tırmanma kontrolleri olmadan geniş kapsamlı taahhütlerde bulunursa, düşmanlarını bu taahhütlerin sınırlarını test etmeye davet edebilirler. Bu durum, Mekke Paktı olarak bilinen ve Orta Doğu'da kolektif güvenliği amaçlayan oluşum için ciddi bir güvenilirlik açığı yaratıyor.
Mekke Paktı'nın Arka Planı ve Yapısal Zaafları
Mekke Paktı, 2017 yılında ABD Başkanı Donald Trump'ın Suudi Arabistan ziyareti sırasında kurulan ve 2019'da faaliyete geçen bir güvenlik işbirliği platformudur. Üyeleri arasında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Ürdün, Mısır, Pakistan ve ABD bulunuyor. Paktın temel amacı, İran'ın bölgesel yayılmacılığına karşı ortak bir caydırıcılık cephesi oluşturmak ve terörizmle mücadele etmekti. Ancak yapısal sorunlar baştan itibaren belirgindi: üyeler arasında farklı öncelikler, İran'a yönelik tutum farklılıkları ve en önemlisi, ortak bir askeri komuta yapısının eksikliği.
Paktın en büyük zayıflığı, taahhütlerin somut askeri entegrasyonla desteklenmemesidir. NATO gibi başarılı bir ittifakta olduğu gibi, entegre bir komuta yapısı, ortak tatbikatlar, standart silah sistemleri ve net bir karar alma mekanizması yok. Bunun yerine, üyeler ikili anlaşmalarla ve gevşek koordinasyonla yetiniyor. Örneğin, Suudi Arabistan ve BAE, Yemen'deki savaşta farklı hedefler güttü; Katar ablukası sırasında pakt üyeleri birbirine düştü. Bu tür çatlaklar, düşmanların caydırıcılığı test etmesi için davetiye çıkarıyor.
Ayrıca, tırmanma kontrol mekanizmaları yok. İran'a yönelik provokatif adımlar (örneğin, 2019'da ABD insansız hava aracının düşürülmesi veya Suudi petrol tesislerine yapılan saldırılar) karşısında pakt, koordineli bir yanıt veremedi. Bu da caydırıcılığın zayıflamasına yol açtı. 2020'de İbrahim Anlaşmaları ile İsrail'in bazı Körfez ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirmesi, paktın İran karşıtı birliğini daha da karmaşık hale getirdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Mekke Paktı, Orta Doğu'daki güç dengelerini doğrudan etkiliyor. İran, paktı kendine karşı bir kuşatma olarak görüyor ve vekil güçleri (Hizbullah, Husiler, Şii milisler) aracılığıyla baskıyı artırıyor. Paktın güvenilirlik açığı, İran'ın nükleer programını hızlandırmasına ve bölgede daha agresif adımlar atmasına neden olabilir. Öte yandan, paktın etkisizliği, ABD'nin bölgedeki liderliğine gölge düşürüyor. Çin ve Rusya, bu açığı kullanarak bölgede nüfuzlarını artırıyor; örneğin, Çin'in 2023'te Suudi Arabistan ve İran arasında arabuluculuk yapması, ABD'nin rolünü sorgulattı.
Küresel ölçekte ise, Mekke Paktı gibi gevşek ittifaklar, uluslararası güvenlik mimarisinin zaafını gösteriyor. NATO gibi kurumsallaşmış yapılar, net taahhütler ve entegre savunma sayesinde caydırıcılık sağlarken, kişisel liderlik ve konjonktürel çıkarlara dayalı paktlar kırılgan kalıyor. Bu durum, özellikle Tayvan Boğazı veya Güney Çin Denizi gibi diğer gerilim bölgelerinde benzer senaryoların yaşanabileceğine işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Mekke Paktı'nın bir üyesi değil; ancak bölgesel güvenlik dengeleri doğrudan Türkiye'yi etkiliyor. Paktın İran'a karşı caydırıcılık sağlayamaması, Türkiye'nin doğu sınırlarında istikrarsızlık riskini artırabilir. Türkiye, İran ile karmaşık bir ilişki yürütüyor: enerji bağımlılığı, ticaret ve Suriye'deki farklı pozisyonlar. Paktın zayıflığı, İran'ın Şii milisler aracılığıyla Irak ve Suriye'de daha fazla nüfuz kazanmasına yol açabilir; bu da Türkiye'nin güvenlik çıkarlarına aykırı. Ayrıca, ABD'nin bölgedeki liderlik açığı, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu ve dengeleme politikalarını etkileyebilir. Türkiye, kendi savunma sanayii ve diplomatik girişimleriyle bu boşluğu doldurmaya çalışsa da, Mekke Paktı'nın başarısızlığı, Orta Doğu'da yeni bir güç boşluğu yaratma potansiyeli taşıyor.