Yemen'deki Husiler, Kızıldeniz kıyısında son yılların en büyük askeri ilerlemesini gerçekleştirerek stratejik Bab el-Mendeb Boğazı yakınındaki Büyük ve Küçük Haniş adalarını ele geçirdi ve Mokha yönünde ilerliyor. Bu gelişme, Suudi Arabistan öncülüğündeki Mekke Paktı'nın ilk ciddi sınavını oluşturuyor: Pakistan, Yemen savaşına doğrudan girmeden Suudi Arabistan'ı savunabilecek mi?
Husilerin Kızıldeniz'deki İlerleyişi ve Stratejik Önemi
Husi güçleri, geçtiğimiz günlerde Kızıldeniz kıyısı boyunca ilerleyerek Büyük Haniş ve Küçük Haniş adalarını kontrol altına aldı. Bu adalar, Bab el-Mendeb Boğazı'nın kuzeyinde yer alıyor ve deniz trafiğinin izlenmesi açısından kritik bir konuma sahip. Husilerin Mokha limanına doğru ilerlemesi, Yemen hükümeti ve Suudi liderliğindeki koalisyon için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Mokha, Kızıldeniz kıyısındaki stratejik bir liman kenti ve 2017'de koalisyon güçleri tarafından Husilerden geri alınmıştı. Husilerin bu bölgede yeniden ilerlemesi, Yemen iç savaşında dengelerin değişebileceğini gösteriyor.
Bu ilerleme, Husilerin insansız hava araçları ve balistik füzelerle Suudi Arabistan'ın güney bölgelerine yönelik saldırılarını artırmasının ardından geldi. Husiler, son aylarda Suudi Arabistan'ın Cizan ve Necran bölgelerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırmıştı. Kızıldeniz'deki bu yeni askeri hareketlilik, Husilerin sadece kara savaşında değil, denizde de etkinlik kazanmaya çalıştığını gösteriyor.
Mekke Paktı ve Pakistan'ın İkilemi
Mekke Paktı, 2019 yılında Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan ve 40'tan fazla İslam ülkesini bir araya getiren bir güvenlik ittifakıdır. Paktın amacı, üye ülkeler arasında askeri işbirliğini ve terörle mücadeleyi güçlendirmektir. Pakistan, bu paktın en önemli üyelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak Pakistan, Yemen savaşına doğrudan asker gönderme konusunda isteksiz davranıyor. İslamabad yönetimi, Yemen'deki savaşı bir iç çatışma olarak görüyor ve Suudi Arabistan'a yönelik tehditlere karşı savunma taahhüdü verirken, Yemen topraklarında savaşa girmekten kaçınıyor.
Pakistan'ın bu tutumu, Mekke Paktı'nın etkinliği konusunda soru işaretleri yaratıyor. Suudi Arabistan, Pakistan'dan askeri destek beklerken, İslamabad yönetimi kendi iç güvenlik sorunları ve ekonomik zorluklarla boğuşuyor. Pakistan ordusu, uzun yıllardır Afganistan sınırında ve iç terörle mücadelede yoğun kaynak ayırıyor. Ayrıca Pakistan'ın nükleer gücü, Suudi Arabistan için caydırıcılık unsuru olsa da, Pakistan'ın Yemen'e asker göndermesi kamuoyunda tepkiyle karşılanabilir. Pakistan'da geniş kesimler, Yemen savaşını Suudi Arabistan'ın iç meselesi olarak görüyor ve Pakistan'ın bu savaşa müdahil olmasına karşı çıkıyor.
Öte yandan, Suudi Arabistan ile Pakistan arasındaki ilişkiler, ekonomik ve askeri yardımlar temelinde şekilleniyor. Suudi Arabistan, Pakistan'a yıllık milyarlarca dolarlık yardım yapıyor ve enerji ihtiyacını uygun koşullarla karşılıyor. Bu ilişki, Pakistan'ın Suudi Arabistan'a yönelik savunma taahhüdünü sürdürmesini sağlıyor. Ancak Husilerin Kızıldeniz'deki ilerleyişi, bu taahhüdün sınırlarını zorluyor. Pakistan, Suudi Arabistan'ın toprak bütünlüğünü savunmak için asker gönderebilir mi? Yoksa sadece danışmanlık ve istihbarat desteğiyle mi yetinecek?
Bölgesel ve Küresel Boyut
Husilerin Kızıldeniz'deki ilerleyişi, sadece Yemen ve Suudi Arabistan'ı değil, bölgesel ve küresel aktörleri de yakından ilgilendiriyor. Kızıldeniz, dünya ticaretinin yaklaşık %10'unun geçtiği kritik bir su yolu. Bab el-Mendeb Boğazı, Asya ile Avrupa arasındaki deniz ticaretinin can damarı. Husilerin bu bölgede kontrolü ele geçirmesi, küresel ticaret güvenliğini tehdit edebilir. ABD, İngiltere ve diğer Batılı ülkeler, Kızıldeniz'deki deniz trafiğini korumak için savaş gemileri bulunduruyor. Ancak Husilerin karadan adalara yerleşmesi, deniz güvenliğini daha da karmaşık hale getiriyor.
İran, Husilerin en büyük destekçisi konumunda. Tahran, Husilere silah, finansman ve eğitim desteği sağlıyor. Husilerin Kızıldeniz'deki ilerleyişi, İran'ın bölgesel nüfuzunu artırma çabasının bir parçası olarak görülüyor. Bu durum, Suudi Arabistan ile İran arasındaki vekalet savaşını daha da derinleştiriyor. Ayrıca, İsrail ile Hamas arasındaki savaşın gölgesinde Husilerin saldırılarını artırması, Orta Doğu'da yeni bir cephe açılmasına yol açabilir.
Mekke Paktı'nın ilk sınavı, aynı zamanda İslam dünyasındaki bölünmeleri de gözler önüne seriyor. Pakistan, Suudi Arabistan ile İran arasında denge siyaseti izlemeye çalışıyor. Ancak Husilerin ilerleyişi, bu dengeyi sürdürmeyi zorlaştırıyor. Pakistan, Suudi Arabistan'a askeri destek verirse İran ile ilişkileri gerilebilir; vermezse Suudi Arabistan ile ilişkileri zarar görebilir. Bu ikilem, Pakistan'ın dış politikasında önemli bir kırılma noktası oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb'deki gelişmeleri yakından takip ediyor. Husilerin ilerleyişi, Türkiye'nin bölgesel güvenlik ve ticaret yolları açısından stratejik çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, Süveyş Kanalı üzerinden yapılan ticaretin aksamasına yol açarak Türkiye'nin ihracatını ve enerji ithalatını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İran'ın Husiler üzerinden bölgede artan etkisi, Türkiye'nin İran ile olan karmaşık ilişkilerini daha da zorlaştırabilir. Türkiye, Suudi Arabistan ile savunma işbirliğini güçlendirirken, Yemen savaşına doğrudan müdahil olmaktan kaçınıyor. Mekke Paktı'nın etkinliği, Türkiye'nin bölgedeki dengeleri nasıl yönettiğini de etkileyecek.