Her ittifak, ittifakın ne için olduğuna kimin karar vereceği konusunda bir mücadele içerir. Resmi adı “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” olan Mekke İttifakı'nın sıra dışı yanı, üç üyesinin de bu belirleyici gücü kendilerine verecek bir şeye sahip olduklarına inanmaları. Peki bu ittifakın gerçek sahibi kim?
İttifakın Arka Planı ve Üyelerin Beklentileri
Mekke Ortak Savunma Anlaşması, adını aldığı Mekke'de 2023 yılında imzalanan ve bölgesel güvenlik mimarisinde yeni bir dönem başlatmayı amaçlayan bir savunma paktı olarak ortaya çıktı. Ancak anlaşmanın metni ve uygulanması, üye ülkelerin farklı öncelikleri nedeniyle belirsizliklerle dolu. Üç üye ülke — Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır — ittifakın yönünü kendi ulusal çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye çalışıyor.
Suudi Arabistan, ittifakın finansal ve askeri kapasitesini kendi bölgesel liderlik iddiasını desteklemek için kullanmak istiyor. Riyad, anlaşmanın sağladığı kaynakları ve askeri entegrasyonu, İran'a karşı bir denge unsuru olarak görüyor. Öte yandan BAE, ittifakı daha çok ekonomik ve teknolojik işbirliği platformu olarak değerlendiriyor; savunma taahhütlerinin ötesinde ticaret ve yatırım fırsatlarına odaklanıyor. Mısır ise ittifakı, Doğu Akdeniz ve Libya'daki çıkarlarını korumak, ayrıca ekonomik krizle boğuşan ülkesine yeni finansman kaynakları sağlamak için bir araç olarak görüyor.
Bu farklı beklentiler, ittifakın operasyonel etkinliğini zayıflatıyor. Üç ülke de ittifakın karar alma mekanizmasında söz sahibi olmak istiyor, ancak hiçbiri diğerlerine bu konuda üstünlük tanımaya yanaşmıyor. Anlaşmanın metninde yer alan “ortak savunma” ifadesi, somut bir saldırı durumunda nasıl işleyeceği konusunda belirsizliğini koruyor. Askeri entegrasyon ve ortak komuta yapısı henüz oluşturulmuş değil.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Mekke İttifakı, Orta Doğu'daki güç dengelerini yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. İttifak, ABD'nin bölgeden kısmi çekilme sinyalleri verdiği bir dönemde, bölgesel aktörlerin kendi güvenliklerini sağlama arayışının bir ürünü. Ancak ittifakın etkinliği, üyeler arasındaki koordinasyon eksikliği nedeniyle şüpheli. İran, ittifakı kendisine karşı bir blok olarak görüyor ve sert tepki gösteriyor. İsrail ise ittifakı, kendi güvenlik çıkarları açısından dikkatle izliyor; bazı üyelerle gizli işbirliği olasılıkları konuşuluyor.
Küresel ölçekte ise ittifak, ABD ve Çin arasındaki rekabetin gölgesinde şekilleniyor. Suudi Arabistan ve BAE, hem ABD hem de Çin ile ilişkilerini dengelemeye çalışırken, Mısır daha çok Rusya ve ABD arasında sıkışmış durumda. İttifakın bu çok kutuplu ortamda nasıl konumlanacağı belirsizliğini koruyor. Ayrıca ittifakın enerji piyasaları üzerindeki etkisi de yakından izleniyor; zira üyeler dünya petrol rezervlerinin önemli bir kısmını kontrol ediyor.
Uzmanlar, ittifakın gerçek anlamda işlerlik kazanması için üyeler arasında güven tesis edilmesi ve karar alma mekanizmalarının netleştirilmesi gerektiğini vurguluyor. Aksi halde Mekke İttifakı, kağıt üzerinde kalan bir savunma paktı olmaktan öteye geçemeyebilir. Bölgesel güvenlik mimarisinde kalıcı bir yer edinmesi, üyelerin ortak tehdit algısında birleşmelerine bağlı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Mekke İttifakı, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme. İttifak, bölgesel güvenlik dengelerini değiştirebilir ve Türkiye'nin bölgedeki etkisini sınırlayabilir. Özellikle Mısır'ın ittifaktaki konumu, Türkiye ile Mısır arasındaki normalleşme sürecini etkileyebilir. Ayrıca ittifakın savunma sanayii işbirliği boyutu, Türk savunma ihracatı için rekabet anlamına gelebilir. Türkiye, ittifakın İran'a karşı bir blok haline dönüşmesini istemeyecektir; zira İran ile ilişkilerini dengelemeye çalışıyor. Öte yandan ittifakın etkin olamaması, Türkiye'ye bölgede daha fazla manevra alanı sağlayabilir. Türkiye'nin, ittifak üyeleriyle ikili ilişkilerini güçlendirerek bu yeni yapılanmada kendine yer edinmesi kritik önemde.