Resmi adı “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” olan Mekke İttifakı, üyeleri arasında ittifakın amacına kimin karar vereceği konusunda yaşanan alışılmadık bir güç mücadelesine sahne oluyor. Her ittifak, doğası gereği “bu ittifak ne için var?” sorusunun cevabını kimin belirleyeceği üzerine bir çekişme içerir. Mekke İttifakı’nı sıra dışı kılan ise üç üyesinin de kendilerine bu hakkı verecek bir şeye sahip olduklarına inanması. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’dan oluşan üçlü yapı, kimin patron, kimin müşteri olduğu konusunda net bir hiyerarşi kuramıyor.
İttifakın Arka Planı: Kim Kimin Patronu?
Mekke İttifakı, 2015 yılında Yemen’deki Husi isyancılara karşı yürütülen operasyonlar sırasında fiilen ortaya çıktı ve 2017’de resmi bir savunma anlaşmasına dönüştü. Ancak bu yapı, geleneksel ittifaklardan farklı olarak tek bir lider etrafında şekillenmiyor. Suudi Arabistan, ekonomik ve askeri ağırlığına güvenerek ittifakın doğal lideri olduğunu düşünüyor. Birleşik Arap Emirlikleri ise bölgedeki etkin istihbarat ağı, deniz gücü ve ekonomik yatırımlarıyla kendisini vazgeçilmez bir ortak olarak görüyor. Mısır ise bölgesel nüfus üstünlüğü, askeri kapasitesi ve Arap dünyasındaki tarihsel ağırlığına dayanarak söz hakkı talep ediyor.
Bu üçlü yapıda her üye, ittifakın yönünü belirleme konusunda kendisini diğerlerinden üstün görüyor. Suudiler, finansal kaynakların kontrolünün ittifakın gündemini belirlemesi gerektiğini savunurken; BAE, operasyonel etkinlik ve istihbarat üstünlüğünün karar mekanizmalarında belirleyici olması gerektiğini öne sürüyor. Mısır ise askeri gücün ve bölgesel meşruiyetin öncelikli olduğunu vurguluyor. Bu durum, ittifakın ortak bir strateji belirlemesini zorlaştırıyor ve her üyenin kendi ulusal çıkarlarını önceliklendirmesine yol açıyor.
İttifakın “sahipsiz” doğası, dış politikada da kendini gösteriyor. Örneğin, Yemen’deki operasyonlarda Suudi Arabistan ve BAE farklı yerel aktörleri desteklerken, Mısır daha çok siyasi çözüm arayışlarına ağırlık veriyor. Libya’da ise BAE ve Mısır, Hafter güçlerine destek verirken Suudi Arabistan’ın tutumu daha temkinli. Bu tür farklılıklar, ittifakın ortak bir askeri doktrin geliştirmesini engelliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Sahipsiz İttifakın Sonuçları
Mekke İttifakı’nın bu yapısı, bölgesel güç dengeleri açısından önemli sonuçlar doğuruyor. İttifak, İran’a karşı ortak bir cephe oluşturma amacı taşısa da üyeler arasındaki rekabet, bu hedefin tutarlı bir şekilde uygulanmasını zorlaştırıyor. Suudi Arabistan, İran’a karşı sert bir tutum izlerken BAE, ekonomik çıkarları nedeniyle zaman zaman daha esnek bir politika izleyebiliyor. Mısır ise İran’ı doğrudan bir tehdit olarak görmekle birlikte, Körfez ülkeleriyle olan ilişkilerinde dengeli bir çizgi izlemeye çalışıyor.
Küresel aktörler açısından bakıldığında, ABD’nin ittifaka yönelik tutumu da belirsizlik içeriyor. Washington, geleneksel olarak Suudi Arabistan’ı bölgedeki ana müttefiki olarak görse de BAE’nin artan askeri kapasitesi ve Mısır’ın stratejik konumu, ABD’nin tek bir muhatap bulmasını zorlaştırıyor. Bu durum, Batı’nın bölgesel krizlerde etkili bir koordinasyon kurmasını engelliyor.
Öte yandan, ittifakın sahipsiz yapısı, Rusya ve Çin gibi aktörlerin bölgede manevra alanını genişletiyor. Bu ülkeler, üçlü yapıdaki çıkar farklılıklarından yararlanarak her bir üyeyle ayrı ayrı ilişkiler geliştirebiliyor. Böylece Mekke İttifakı, tek sesli bir blok olmaktan uzaklaşarak, her üyenin kendi önceliklerini takip ettiği gevşek bir koalisyona dönüşüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Mekke İttifakı’nın içindeki liderlik rekabeti, Türkiye’nin bölgesel politikaları açısından önemli fırsatlar ve riskler barındırıyor. İttifakın sahipsiz yapısı, Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle ikili ilişkilerini güçlendirmesine olanak tanıyabilir; zira her üye, kendi çıkarları doğrultusunda Türkiye ile ayrı ayrı iş birliği arayışına girebilir. Ancak bu durum, aynı zamanda ittifakın ortak bir tehdit algısı geliştirememesi nedeniyle bölgesel istikrarsızlığı artırabilir. Türkiye, özellikle Doğu Akdeniz ve Libya’da BAE ve Mısır ile karşı karşıya gelirken, Suudi Arabistan ile ilişkilerini normalleştirme çabasında. İttifakın zayıf koordinasyonu, Türkiye’nin bu ülkelerle münferit anlaşmalar yapmasını kolaylaştırabilir. Öte yandan, ittifakın etkisizliği, İran’ın bölgedeki nüfuzunu artırmasına yol açabilir ve bu da Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye, Mekke İttifakı’nı bir bütün olarak değil, üye ülkelerle ayrı ayrı ilişkiler üzerinden yönetmeyi tercih edebilir.