Mekke'de imzalanan son güvenlik anlaşması, Körfez ülkelerinin onlarca yıldır ABD'nin savunma şemsiyesi altında yürüttüğü stratejik ortaklıkta önemli bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor. Uzmanlara göre, Washington'un bölgeye yönelik güvenlik garantileri sorgulanırken, Pekin yönetimi bu boşluğu doldurmak için kapıda bekliyor. Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri, uzun süredir ABD'nin askeri korumasına güvenirken, son dönemde yaşanan gelişmeler bu güvenin zedelendiğini ortaya koyuyor.
ABD-Körfez Ekseni Zayıflıyor
Soğuk Savaş'ın ardından kurulan düzende ABD, Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkelerine güvenlik garantisi sağlarken, karşılığında petrol fiyatlarının istikrarı ve bölgesel istikrar gibi kazanımlar elde ediyordu. Ancak son yıllarda bu ilişki, ABD'nin Ortadoğu'ya yönelik stratejik önceliklerini Asya-Pasifik'e kaydırması, İran ile nükleer müzakereler ve enerji politikalarındaki değişimlerle aşınmaya başladı.
Özellikle 2022 yılında Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından Batı'nın Rusya'ya yönelik yaptırımları, Suudi Arabistan ve BAE'nin enerji politikalarını doğrudan etkiledi. ABD'nin, Riyad'ı Rusya'ya karşı tavır almaya zorlaması, Körfez ülkelerinde Washington'a duyulan güveni daha da sarstı. Suudi yetkililer, ABD'nin güvenlik garantilerine tam anlamıyla güvenemeyeceklerini ve kendi savunma kapasitelerini güçlendirmeleri gerektiğini dile getirmeye başladı.
Mekke Anlaşması ve Çin Faktörü
Mekke'de imzalanan söz konusu anlaşma, taraflar arasında askeri iş birliği ve istihbarat paylaşımını öngörüyor. Anlaşmanın detayları, Körfez ülkelerinin savunma mimarisini çeşitlendirme ve bağımsız hareket alanı kazanma isteğini gözler önüne seriyor. Uzmanlar, bu adımın Pekin'in bölgedeki nüfuzunu artırmasına kapı araladığını vurguluyor.
Çin, son on yılda Ortadoğu'da ekonomik ve diplomatik varlığını istikrarlı şekilde artırdı. Suudi Arabistan ile stratejik ortaklık anlaşması imzalayan Çin, aynı zamanda BAE ve Katar ile petrol ve doğalgaz ticaretini yoğunlaştırdı. Askeri alanda ise Çin'in, Çung-Hua hattında füze sistemleri satışı ve ortak tatbikatlar gibi adımlarla bölgedeki nüfuz alanını genişlettiği gözlemleniyor. ABD'nin çekilmesiyle oluşan boşluk, Çin'e Körfez ülkeleriyle daha derin askeri ilişkiler kurma fırsatı sunuyor.
Bölgesel Dengeler ve Küresel Etkileşim
Bu gelişme, yalnızca ABD ve Çin arasındaki rekabet bağlamında değil, bölgesel güç dengeleri açısından da kritik önem taşıyor. İran'ın nükleer programı ve bölgedeki vekalet savaşları, Körfez ülkelerini yeni güvenlik arayışlarına itiyor. Suudi Arabistan'ın, ABD'nin İran'a yönelik politikalarından memnuniyetsizliği, Tahran'la diyalog kapılarını aralarken, Çin'in arabuluculuk girişimleri de bölgede yankı buluyor.
Tüm bu gelişmeler, küresel güç mücadelesinin yeni bir cepheye taşındığını gösteriyor. ABD, Hint-Pasifik'teki önceliklerini korurken Ortadoğu'daki nüfuzunu canlı tutmaya çalışıyor; Çin ise ekonomik iş birliği ve diplomatik hamlelerle bölgede kalıcı bir aktör olma yolunda ilerliyor. Körfez ülkeleri ise büyük güçler arasında denge politikası izleyerek kendi çıkarlarını maksimize etmeye çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Körfez ülkeleriyle savunma sanayi ve enerji alanlarındaki iş birliklerini derinleştirmeye çalışırken, bu yeni denklemde önemli bir konumda bulunuyor. ABD şemsiyesinin zayıflaması, Türkiye’nin bölgedeki stratejik değerini artırabilir. Ancak Türkiye’nin, Suudi Arabistan ile ilişkileri uzun bir süre gerilimli seyretmiş; son yıllarda normalleşme adımları atılmıştı. Bu gelişme, Türkiye’nin güvenlik politikalarını da etkileyebilir; zira bölgede artan belirsizlik, terörle mücadele ve istikrar çabalarını zorlaştırabilir. Türkiye, savunma sanayinde elde ettiği başarılarla bölgesel güç olma iddiasını sürdürürken, Körfez’deki değişimi yakından takip etmelidir.