1970 yılında Cumhuriyetçi Senatör Jacob Javits, tüm Amerikalıları kapsayan ulusal bir sağlık sigortası programı önerdi. O dönemde bu fikir, Cumhuriyetçi Parti içinde geniş destek görüyordu. Bugün ise aynı kapsamlı sağlık sigortası fikri, Medicare for All adıyla anılıyor ve siyasi yelpazenin solunda konumlandırılıyor. Peki, bu dönüşüm nasıl gerçekleşti?
Javits Planı ve Dönemin Siyasi İklimi
Senatör Jacob Javits, 1970'te "Ulusal Sağlık Sigortası ve Hastane Hizmetleri İyileştirme Yasası"nı sundu. Plan, Medicaid ve Medicare programlarını genişleterek tüm vatandaşları kapsayacak tek bir ulusal sağlık sigortası sistemi kurmayı amaçlıyordu. O yıllarda, Başkan Richard Nixon da benzer bir öneriyle gelmişti: İşveren tabanlı sigortayı zorunlu kılan ve düşük gelirli ailelere sübvansiyon sağlayan bir sistem. Hatta Nixon, 1974'te "Kapsamlı Sağlık Sigortası Planı" adıyla bir yasa tasarısı bile hazırlattı. Ancak Watergate skandalı ve Kongre'deki çekişmeler nedeniyle hayata geçirilemedi.
1970'lerde Cumhuriyetçiler arasında sağlık sigortasının bir hak olduğu fikri yaygındı. Javits gibi liberal Cumhuriyetçiler, federal hükümetin sağlık hizmetlerine müdahale etmesi gerektiğini savunuyordu. Bu dönemde American Medical Association (AMA) gibi meslek örgütleri bile alternatif planlar üzerinde çalışıyordu. Ancak 1980'lerde Ronald Reagan'ın başkanlığıyla birlikte Cumhuriyetçi Parti'nin sağlık politikası sağa kaydı; piyasa mekanizmaları ve eyalet yetkileri ön plana çıktı.
Medicare for All'un Yükselişi ve Siyasi Kutuplaşma
2000'li yıllarda Senatör Bernie Sanders'ın öncülüğünde Medicare for All kavramı yeniden gündeme geldi. Sanders'ın 2017'de sunduğu tasarı, tüm Amerikalılar için devlet tarafından finanse edilen tek ödeyici (single-payer) bir sağlık sistemi öngörüyordu. Bu fikir, Demokrat Parti içinde ilerici kanadın ana taleplerinden biri haline geldi. 2020 başkanlık yarışında Sanders ve Elizabeth Warren gibi isimler bu planı savundu. Ancak ılımlı Demokratlar ve Cumhuriyetçiler, planın maliyetini ve hükümetin aşırı büyüyeceğini öne sürerek karşı çıktı.
Bugün Medicare for All, Cumhuriyetçiler tarafından "sosyalist" ve "radikal" olarak etiketleniyor. Oysa 50 yıl önce aynı partinin önde gelen isimleri benzer bir planı savunuyordu. Bu değişim, ABD'de sağlık politikasının nasıl kutuplaştığını gösteriyor. Kamuoyu yoklamaları, Amerikalıların çoğunun hükümetin sağlıkta daha aktif rol almasını istediğini ortaya koyuyor; fakat "Medicare for All" etiketi, siyasi kimlik haline gelmiş durumda.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD, gelişmiş ülkeler arasında evrensel sağlık sigortası olmayan tek ülke. Medicare for All tartışması, sadece ABD iç politikasını değil, küresel sağlık politikalarını da etkiliyor. Dünya Sağlık Örgütü, evrensel sağlık kapsayıcılığını (Universal Health Coverage) savunuyor. ABD'nin bu alandaki eksikliği, pandemi döneminde daha görünür hale geldi. Öte yandan, ABD'deki ilaç fiyatları ve sigorta şirketlerinin kârları, diğer ülkelerdeki sağlık reformu tartışmalarına da yansıyor. Medicare for All, küresel sol için bir referans noktası haline geldi; ancak uygulanabilirliği konusunda farklı görüşler var.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 2003'te başlattığı Sağlıkta Dönüşüm Programı ile genel sağlık sigortası sistemine geçiş yaptı ve nüfusun büyük bölümünü kapsam altına aldı. ABD'deki Medicare for All tartışması, Türkiye için doğrudan bir model teşkil etmese de, sağlıkta evrensel kapsayıcılığın siyasi yelpazede nasıl farklı konumlandırılabileceğini gösteriyor. Türkiye'nin sağlık sistemi, kamu-özel ortaklığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) üzerinden yürüyor; ABD'deki tek ödeyici modeliyle benzerlik taşımıyor. Ancak her iki ülkede de sağlık harcamalarının sürdürülebilirliği ve ilaç fiyatları önemli bir sorun. ABD'deki tartışma, Türkiye'deki sağlık reformu arayışlarına dolaylı da olsa ışık tutabilir; zira evrensel sağlık kapsayıcılığı, siyasi tercihlerden bağımsız olarak toplumsal bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor.