Hükümetler okyanus kaynaklarına yönelik istihdam, büyüme ve iklim değişikliğiyle mücadele arayışını hızlandırırken, aktivistler kıyı topluluklarının bu sürecin dışında bırakılmaması gerektiği konusunda uyarıyor. Kenya’nın Mombasa kentinde düzenlenen Our Ocean Konferansı’nda bir araya gelen kampanyacılar, “mavi ekonomi” olarak adlandırılan okyanus temelli ekonomik kalkınma modelinin, yerel toplulukların yararına olması gerektiğini vurguladı. Uzmanlar, denizlerin korunması ve sürdürülebilir kullanımı için benimsenen stratejilerin, balıkçılardan turizm girişimcilerine kadar geniş bir kesimi kapsayacak şekilde tasarlanması gerektiğini belirtiyor.
Mavi ekonominin yükselişi ve riskler
Dünya genelinde mavi ekonomiye yönelik ilgi, iklim değişikliğinin etkilerini azaltma potansiyeli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş gibi faktörlerle artıyor. Açık deniz rüzgar enerjisi, deniz yosunu yetiştiriciliği, okyanustan karbon yakalama gibi yeni sektörler, hükümetler ve yatırımcılar için cazip hale gelirken, aktivistler bu gelişmelerin kıyı topluluklarını dışlamaması gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor. Konferansta konuşan çevre örgütü temsilcileri, mavi ekonomi politikalarının şeffaflık ve katılımcılık temelinde oluşturulması gerektiğini, aksi takdirde mevcut eşitsizliklerin derinleşebileceğini ifade etti. Özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki küçük ölçekli balıkçılar ve yerli topluluklar, mavi ekonomi girişimlerinden en az faydayı alan kesimler olarak öne çıkıyor.
Küresel boyut: İklim ve geçim kaynakları arasındaki denge
Mavi ekonomi, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir araç olarak görülse de, aşırı avlanma, kirlilik ve habitat tahribatı gibi sorunlara da yol açabiliyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, dünya nüfusunun yüzde 40’ı kıyılarda yaşıyor ve bu nüfusun büyük bir kısmı geçimini okyanus kaynaklarına bağlı olarak sağlıyor. Kampanyacılar, mavi ekonomi projelerinin sadece karbon azaltımına odaklanmak yerine, biyolojik çeşitliliği koruyan ve toplulukların geçim kaynaklarını iyileştiren bütüncül bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini söylüyor. Our Ocean Konferansı’nda, iklim finansmanının daha adil dağıtılması ve yerel toplulukların karar alma süreçlerine dahil edilmesi çağrıları yapıldı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak mavi ekonomi kavramından doğrudan etkileniyor. Deniz turizmi, balıkçılık ve kıyı yatırımları, Türkiye ekonomisinde önemli yer tutarken, Mombasa’da dile getirilen uyarılar ülkemiz için de geçerli. Kıyı topluluklarının mavi ekonomi projelerinden adil pay alması ve çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması, Türkiye’nin iklim politikaları ve kıyı yönetimi açısından kritik öneme sahip. Özellikle Ege ve Akdeniz’de artan turizm baskısı ve deniz ekosistemlerindeki bozulma, mavi ekonominin sadece büyüme odaklı değil, kapsayıcı ve koruyucu bir vizyonla ele alınması gerektiğini gösteriyor. Türkiye, uluslararası konferanslarda bu dengenin sağlanmasına yönelik adımları izleyerek kendi politikalarını şekillendirebilir.