Norveç'in en yüksek profilli davalarından birinde, Veliaht Prenses Mette-Marit'in oğlu Marius Borg Høiby, tecavüz suçundan dört yıl hapis cezasına çarptırıldı. 27 yaşındaki Høiby, geçen hafta Oslo Bölge Mahkemesi'nde görülen davada, iki ayrı tecavüz olayından suçlu bulundu. Karar, ülkede cinsel rıza yasaları ve dijital iletişimin mahkemelerde delil olarak kullanılması konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Gelişmenin arka planı: Prens ailesini sarsan dava
Marius Borg Høiby, Veliaht Prenses Mette-Marit'in önceki ilişkisinden dünyaya gelen oğlu olarak Norveç kraliyet ailesinin bir üyesi. Ancak hiçbir resmi kraliyet görevi bulunmuyor. Dava, Høiby'nin 2020 ve 2021 yıllarında iki farklı kadına yönelik cinsel saldırılarıyla ilgili. Mahkeme, sanığın kurbanları sosyal medya üzerinden tanıdığını ve rızaları olmadan cinsel ilişkiye girdiğini tespit etti. Kararda, mağdurların ifadeleri ve dijital mesajlaşma kayıtları belirleyici oldu. Norveç basını, davanın özellikle genç yetişkinler arasında rıza kavramının sınırlarını sorgulattığını vurguluyor. Høiby'nin avukatı kararı temyiz edeceklerini açıkladı.
Norveç, dünyanın en cinsiyet eşitliği yüksek ülkelerinden biri olarak bilinir. Ancak resmi istatistikler, her üç kadından birinin hayatının bir döneminde cinsel şiddete maruz kaldığını gösteriyor. 2020'de yapılan bir araştırma, Norveçli erkeklerin dörtte birinin rıza dışı cinsel ilişkiyi kabul edilebilir gördüğünü ortaya koydu. Bu çelişki, ülkede uzun süredir tartışılıyor. Høiby davası, bu sorunun sadece sıradan vatandaşlar arasında değil, en üst tabakada da var olduğunu gösterdi.
Bölgesel ve küresel boyut: İskandinav modeli sorgulanıyor
Norveç'te cinsel suçlar, 2020'de yapılan yasal reformla "rıza temelli" bir tanıma kavuştu. Yeni yasaya göre, bir kişinin sözlü veya fiziksel olarak açık rızası olmadan gerçekleşen her türlü cinsel eylem tecavüz sayılıyor. Ancak mahkemelerde rızanın ispatı hâlâ zor. Dijital mesajlaşmalar, özellikle WhatsApp ve Snapchat gibi uygulamalar, delil olarak giderek daha fazla kullanılıyor. Høiby davasında da mağdurların gönderdiği mesajlar, rızanın olmadığını kanıtlamada kritik rol oynadı. Bu durum, İskandinav ülkelerinde benzer davalarda emsal teşkil edebilir. Danimarka ve İsveç'te de rıza yasaları benzer şekilde düzenlenmiş durumda. Uzmanlar, dijital izlerin cinsel şiddet mağdurları için hem fırsat hem de risk taşıdığını belirtiyor. Özel hayatın gizliliği ve ifade özgürlüğü dengeleri, bu tür davalarda sıkça gündeme geliyor.
Küresel ölçekte bakıldığında, Norveç'teki bu dava, #MeToo hareketi sonrası dünyada yaşanan yasal dönüşümün bir parçası. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi'ne göre, 2017'den bu yana en az 30 ülke cinsel rıza yasalarını güncelledi. Ancak uygulama farklılıkları devam ediyor. Türkiye gibi ülkelerde ise rıza yaşı ve kanıt standartları hâlâ tartışma konusu. Norveç'in bu alandaki deneyimi, hem hukuki hem toplumsal boyutlarıyla uluslararası kamuoyunda ilgiyle izleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu dava, Türkiye'de cinsel şiddetle mücadelede dijital delillerin kullanımına ilişkin tartışmaları besleyebilir. Türkiye'de de sosyal medya mesajlaşmaları mahkemelerde delil olarak kabul ediliyor, ancak rıza kavramı ve ispat yükü konusunda benzer zorluklar yaşanıyor. Norveç'teki yasal reform ve mahkeme kararları, Türk hukukçular için bir referans noktası olabilir. Ayrıca kraliyet ailesine mensup birinin mahkûm edilmesi, toplumun her kesiminde hukukun üstünlüğü ilkesinin sorgulanmasına yol açabilir. Türkiye'nin AB üyelik sürecinde cinsiyet eşitliği standartları açısından da bu tür uluslararası örnekler önem taşıyor.