Gazeteci Mariam Abu Dagga, 25 Ağustos 2025'te Gazze'deki Nasser Hastanesi'ne düzenlenen çifte saldırıda hayatını kaybetti. CNN'in onlarca görgü tanığı ifadesi, ihbarcı tanıklıkları ve görsel analizlere dayanarak hazırladığı kapsamlı soruşturma, saldırının arkasındaki olası savaş suçlarını gün yüzüne çıkarıyor. Bu haber, saldırının detaylarını, uluslararası hukuk açısından doğurabileceği sonuçları ve bölgesel etkilerini ele alıyor.
Saldırının Detayları ve Görgü Tanıklarının İfadeleri
25 Ağustos 2025 sabahı, Nasser Hastanesi'nin acil servis bölgesi önce küçük çaplı bir insansız hava aracı (İHA) saldırısıyla vuruldu. Yaralıları kurtarmak için bölgeye koşan sağlık görevlileri ve siviller, birkaç dakika sonra ikinci ve daha büyük bir saldırıyla hedef alındı. Bu taktik, askeri literatürde 'çifte vuruş' (double-tap) olarak biliniyor ve savaş suçu kapsamında değerlendiriliyor.
Mariam Abu Dagga, saldırı anında hastanede haber peşindeydi. Görgü tanıkları, onun yaralılara yardım etmeye çalışırken ikinci patlamada hayatını kaybettiğini aktarıyor. Hastane yetkilileri, saldırıda toplam 12 kişinin öldüğünü, 30'dan fazla kişinin yaralandığını bildirdi. İhbarcılar, saldırının İsrail Savunma Kuvvetleri'ne (IDF) ait bir İHA tarafından gerçekleştirildiğini öne sürerken, IDF henüz resmi bir açıklama yapmadı.
Görsel analizler, saldırının ardından hastane bahçesinde oluşan kraterin boyutunu ve kullanılan mühimmatın türünü ortaya koyuyor. Patlama izleri, ilk saldırının düşük yoğunluklu, ikinci saldırının ise çok daha yüksek tahrip gücüne sahip olduğunu gösteriyor. Bu da ilk saldırının, kurtarma ekiplerini çekmek amacıyla planlandığı ihtimalini güçlendiriyor.
Uluslararası Hukuk ve Savaş Suçu İddiaları
İsviçre merkezli Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) uzmanları, saldırıya ilişkin yaptıkları ön değerlendirmede, sivillerin yoğun olduğu hastane bölgesini hedef alan bu tür bir saldırının uluslararası insancıl hukuk kurallarını ihlal edebileceğini belirtti. Cenevre Sözleşmeleri'ne göre hastaneler, askeri amaçla kullanılmadığı sürece korunuyor; ancak bu saldırıda hastanenin askeri hedef olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunmuyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) Başsavcısı Karim Khan, konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, 'Gazze'de işlenen savaş suçlarına ilişkin devam eden soruşturmalar kapsamında bu olayın titizlikle inceleneceğini' söyledi. BM İnsan Hakları Konseyi'nin bağımsız soruşturma komisyonu da olayla ilgili delil toplama çalışmalarına başladı. Bu gelişmeler, uluslararası toplumun Gazze'de İsrail'in orantısız güç kullandığı yönündeki eleştirilerini artırıyor.
İsrail tarafıyla bağlantılı kaynaklar ise saldırının 'Hamas militanlarının hastaneyi komuta merkezi olarak kullanması' gerekçesiyle yapıldığını iddia etti. Ancak bu iddiayı destekleyen bağımsız hiçbir kanıt sunulmadı. Şeffaflık eksikliği, savaş suçu iddialarını daha da güçlendiriyor.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
Bu saldırı, Gazze'deki insani krizi daha da derinleştirirken, bölgesel tansiyonun yükselmesine yol açıyor. Mısır ve Katar arabuluculuğunda süren ateşkes müzakereleri, bu tür olayların ardından sık sık askıya alınıyor. Saldırı, Hamas'ın müzakere masasından çekilme tehditlerini beraberinde getirirken, İsrail hükümeti üzerindeki iç siyasi baskıyı da artırıyor.
Küresel ölçekte ise Batı ülkeleri, İsrail'e verdikleri diplomatik desteği gözden geçirmek zorunda kalabilir. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Sorumlusu'nun saldırıyı kınayan açıklaması, AB içindeki hassas dengeleri ortaya koyuyor. Özellikle Avrupa'da güçlenen Filistin yanlısı kamuoyu, hükümetlerin İsrail politikalarını yeniden değerlendirmesi için baskı oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'deki saldırıları yakından takip ediyor ve Filistin davasına verdiği destek doğrultusunda bu tür olayları kınayan açıklamalar yapıyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Mariam Abu Dagga'nın öldürülmesini 'uluslararası basın özgürlüğüne yönelik bir saldırı' olarak tanımlayarak Tel Aviv yönetimini kınadı. Türkiye'nin bu tutumu, hem iç kamuoyunda Filistin'e olan desteği artırıyor hem de bölgesel aktörler nezdinde itibarını güçlendiriyor. Ayrıca, Türkiye'nin savunma sanayii alanında İsrail ile rekabet ettiği düşünüldüğünde, uluslararası alanda artan bu baskı, bölgesel güç dengeleri açısından Türkiye'nin elini güçlendirebilir.