Filipinler hükümeti, 13 Ekim'de Pekin'e birbirinden keskin biçimde farklı iki mesaj gönderdi. Başkent Manila'da Malacanang Sarayı'nda düzenlenen basın toplantısında bir cumhurbaşkanlığı sözcüsü, ülkesinin Çin ile diplomatik ve ekonomik bağlarını sürdürme taahhüdünü yineleyerek "Çin'in Filipinler'e ihtiyacı var, Filipinler'in de Çin'e ihtiyacı var" dedi. Aynı gün, Filipinler Donanması'ndan gelen açıklamalar ise tamamen farklı bir tonda, Güney Çin Denizi'ndeki egemenlik iddialarına ilişkin sert bir tutumu yansıttı. Bu ikilik, Manila'nın hem ekonomik gerçeklerle hem de deniz güvenliği kaygılarıyla şekillenen dış politika çizgisini gözler önüne seriyor.
Diplomatik açıklamaların arka planı
Malacanang Sarayı'ndaki açıklama, Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr. yönetiminin Çin ile ilişkilerde pragmatik bir çizgi izleme isteğini ortaya koyuyor. Sözcü, iki ülke arasındaki ticaret hacminin ve yatırım potansiyelinin altını çizerek, karşılıklı bağımlılığın önemine vurgu yaptı. Gerçekten de Çin, Filipinler'in en büyük ticaret ortaklarından biri konumunda. 2022 verilerine göre iki ülke arasındaki ticaret hacmi 80 milyar doları aşmış durumda. Manila, altyapı projelerinden tarımsal ihracata kadar geniş bir yelpazede Çin ile işbirliğini sürdürmek istiyor. Ancak bu ekonomik bağımlılık, aynı zamanda bir kırılganlık kaynağı olarak da görülüyor.
Öte yandan, aynı gün Filipinler Donanması'ndan gelen açıklamalar, ülkenin deniz güvenliği konusundaki kararlılığını gösteriyor. Donanma yetkilileri, Güney Çin Denizi'ndeki Filipin sularında devriye faaliyetlerini sürdüreceklerini ve egemenlik haklarını koruyacaklarını belirtti. Bu açıklamalar, son aylarda bölgede artan gerginliğin bir yansıması. Filipinler, Çin'in dokuz çizgi hattı iddiasına meydan okuyarak 2016'da Lahey'deki Daimi Tahkim Mahkemesi'nde kazandığı hakları hatırlatıyor. Çin ise bu kararı tanımıyor.
Bu çifte söylem, Manila'nın iç siyasette de bir denge arayışı içinde olduğunu gösteriyor. Devlet Başkanı Marcos, selefi Rodrigo Duterte'nin Çin'e yakın politikalarından uzaklaşarak ABD ile ittifakı güçlendirirken, ekonomik ilişkileri de tehlikeye atmak istemiyor. Ancak bu denge, özellikle deniz kuvvetleri ve kamuoyu baskısı altında giderek zorlaşıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Filipinler'in bu ikili tutumu, Güneydoğu Asya'da Çin'in yükselişine karşı geliştirilen stratejilerin bir mikrokozmosu gibi. Bir yandan ekonomik fırsatlar, diğer yandan güvenlik tehditleri arasında sıkışan ülkeler, benzer bir denge politikası izliyor. Filipinler, ABD'nin bölgedeki en eski müttefiklerinden biri ve 1951 tarihli karşılıklı savunma anlaşması uyarınca ABD ile bağlı. Son dönemde ABD'ye verilen üs erişimi genişletildi ve ortak tatbikatlar artırıldı. Bu durum, Çin'in bölgedeki etkisini dengeleme çabası olarak yorumlanıyor.
Güney Çin Denizi, dünya ticaretinin yaklaşık üçte birinin geçtiği kritik bir su yolu. Bölgedeki istikrarsızlık, küresel tedarik zincirleri ve enerji güvenliği açısından risk oluşturuyor. Filipinler'in çifte mesajı, ASEAN içinde de farklı yaklaşımların olduğunu gösteriyor: Bazı üyeler Çin ile ekonomik işbirliğini öncelerken, Filipinler gibi ülkeler güvenlik endişelerini daha yüksek sesle dile getiriyor. Bu bölünme, ASEAN'ın ortak bir Güney Çin Denizi politikası geliştirmesini zorlaştırıyor.
Çin'in tepkisi ise henüz net değil. Pekin yönetimi genellikle ekonomik işbirliği mesajlarını memnuniyetle karşılarken, egemenlik konusundaki açıklamaları provokasyon olarak nitelendiriyor. Filipinler'in bu denge politikasının ne kadar sürdürülebilir olduğu, önümüzdeki dönemde bölgedeki güç dengelerini etkileyecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Filipinler'in Çin'e yönelik çifte mesajı, Türkiye'nin dış politika ikilemlerine ışık tutuyor. Ankara da zaman zaman ekonomik ortaklıklarla güvenlik kaygıları arasında benzer bir denge kurmak zorunda kalıyor. Özellikle Doğu Akdeniz ve Karadeniz'deki gelişmeler, Türkiye'nin bölgesel güçlerle ilişkilerinde çok boyutlu bir yaklaşım geliştirmesini gerektiriyor. Filipinler örneği, ekonomik bağımlılığın stratejik özerkliği kısıtlayabileceğini gösteriyor. Türkiye, Çin ile artan ticaret hacmine rağmen, NATO müttefikleriyle güvenlik işbirliğini sürdürüyor. Manila'nın yaşadığı denge sorunu, Ankara'nın Asya-Pasifik'e açılım stratejilerinde dikkate alması gereken bir ders niteliğinde.