Filipinler'in Güney Çin Denizi'ndeki egemenlik iddiaları, sosyal medyada hızla yayılan bir görüntüyle uluslararası kamuoyunun dikkatini çekti. Ancak uzmanlar, artan farkındalığın somut bir sonuç doğurmayacağı görüşünde. Olay, Manila'nın hukuki dayanaklı deniz yetki alanı taleplerini bir kez daha gündeme taşıdı; fakat bölgedeki güç dengesi ve fiili durum değişmiş değil.
Olayın Arka Planı
Geçtiğimiz günlerde Filipinler'e ait bir sivil deniz aracının Güney Çin Denizi'nde Çin Halk Cumhuriyeti'ne bağlı unsurlarla karşı karşıya gelmesi, sosyal medyada milyonlarca kez izlenen bir videoyla belgelendi. Görüntülerde, Filipin bandıralı bir teknenin, Çin'in dokuz çizgi iddiası kapsamındaki sularda Çin sahil güvenlik botları tarafından taciz edildiği anlar yer aldı. Olayın ardından Filipin hükümeti, 2016 tarihli Lahey Tahkim Mahkemesi kararına atıfta bulunarak egemenlik haklarını savunmaya devam edeceğini açıkladı. Çin ise bölgedeki egemenliğinin tartışmasız olduğunu öne sürüyor.
Uzmanlar, bu tür viral anların Filipinler'in uluslararası alandaki görünürlüğünü artırdığını, ancak Çin'in fiili kontrolünü değiştirmediğini vurguluyor. Güney Çin Denizi, yılda 3 trilyon dolardan fazla ticaretin geçtiği kritik bir su yolu olarak küresel ekonominin can damarı. Bölgede Çin, Filipinler, Vietnam, Malezya, Brunei ve Tayvan'ın çakışan egemenlik iddiaları bulunuyor. Filipinler, 2013'te başlattığı tahkim davasını 2016'da kazanmış; mahkeme, Çin'in dokuz çizgi iddiasını uluslararası hukuka aykırı bulmuştu. Ancak Çin bu kararı tanımıyor ve bölgede geniş çaplı yapay ada inşası ile askeri üsler kurmaya devam ediyor.
Son olayda, Filipinler'in Batı Komutanlığı'na bağlı unsurların rutin devriye görevi sırasında Çin sahil güvenlik gemilerinin müdahalesiyle karşılaşıldığı bildirildi. Olayda herhangi bir yaralanma veya çatışma yaşanmadı; ancak Manila, Çin'in eylemlerini 'saldırgan' olarak nitelendirdi. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, yaptığı açıklamada, Filipinler'in bölgedeki 'provokasyonlarına' son vermesi çağrısında bulundu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Güney Çin Denizi'ndeki gerilim, sadece bölgesel bir mesele olmanın ötesinde, ABD-Çin rekabetinin en kritik cephelerinden biri haline gelmiş durumda. ABD, Filipinler ile 1951 tarihli karşılıklı savunma anlaşması çerçevesinde müttefiklik ilişkisine sahip. Washington, son yıllarda Manila'ya verdiği desteği artırarak, bölgede Çin'e karşı bir denge unsuru oluşturmaya çalışıyor. 2023'te Filipinler, ABD'ye dört yeni askeri üs kullanım hakkı tanıdı. Bu hamle, Pekin'in tepkisini çekmişti.
Öte yandan, ASEAN (Güneydoğu Asya Uluslararası Birliği) çatısı altında yürütülen müzakerelerden somut bir sonuç alınamıyor. Çin, ASEAN ülkeleriyle ikili görüşmeler yoluyla nüfuzunu korurken, bölge ülkeleri arasında ortak bir tavır geliştirilmesi zorlaşıyor. Uzmanlar, Filipinler'in hukuki kazanımlarını diplomatik baskı aracına dönüştürmekte zorlandığını belirtiyor. Viral görüntüler, uluslararası kamuoyunda sempati yaratsa da, Çin'in askeri ve ekonomik ağırlığı karşısında fiili durumu değiştirmeye yetmiyor.
Son gelişmeler, bölgesel güvenlik mimarisinin kırılganlığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr., göreve geldiğinden bu yana Çin'e karşı daha sert bir söylem benimserken, aynı zamanda ekonomik ilişkileri de koparmamaya özen gösteriyor. Manila, Çin ile ticaret ve yatırım bağlarını sürdürürken, ABD ile savunma işbirliğini derinleştirme stratejisi izliyor. Bu denge politikası, ülkenin iç siyasetinde de tartışılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Çin Denizi'ndeki gelişmeler, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, küresel ticaret yollarının güvenliği ve uluslararası hukukun üstünlüğü açısından önem taşıyor. Türkiye, deniz yetki alanı anlaşmazlıklarında uluslararası hukuka vurgu yapan bir ülke olarak, benzer sorunlarla Doğu Akdeniz'de karşılaşıyor. Filipinler'in hukuki kazanımlarını fiili duruma dönüştürememesi, Türkiye'nin kendi deniz yetki alanı mücadelesinde diplomasi ve güç dengesini birlikte kullanma ihtiyacını hatırlatıyor. Ayrıca, Asya-Pasifik'te artan gerilim, küresel tedarik zincirleri ve enerji fiyatları üzerinden Türkiye ekonomisini dolaylı yoldan etkileyebilir.