Ugandalı akademisyen ve siyaset bilimci Mahmood Mamdani, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (ICC) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında çıkardığı tutuklama emrini “ciddiye aldığını” belirtti. Mamdani, bu adımın uluslararası hukukun üstünlüğü açısından önemli olduğunu ancak uygulanabilirliğinin sorgulanması gerektiğini ifade etti. Netanyahu hakkındaki iddialar, Gazze’deki askeri operasyonlar sırasında işlenen savaş suçlarına dayanıyor. Mamdani’nin açıklamaları, ICC’nin kararının küresel siyasette yarattığı yankıyı daha da artırdı.
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Tarihi Kararı
ICC, Netanyahu’nun yanı sıra İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant ve Hamas liderlerinden İsmail Haniye için de tutuklama emri çıkarmıştı. Bu karar, ICC’nin kurulduğu 2002 yılından bu yana en çok tartışma yaratan adımlarından biri olarak nitelendiriliyor. Mahkeme, İsrail’in Gazze’deki eylemlerinde “sivillere yönelik kasıtlı saldırılar” ve “insani yardımı engelleme” gibi suçlamalarla karşı karşıya olduğunu belirledi. Netanyahu hükümeti ise bu suçlamaları reddederek ICC’nin kararını “siyasi saldırı” olarak nitelendirdi. Mamdani, bu bağlamda ICC’nin bağımsızlığının test edildiğini vurguladı.
Mamdani, daha önceki açıklamalarında Batılı devletlerin uluslararası hukuku sıklıkla araçsallaştırdığını savunmuştu. Ancak bu kez, ICC’nin Netanyahu gibi bir lider hakkında harekete geçmesinin, küresel güç dengelerinde bir kırılma yaratabileceğini ifade etti. Mahkemenin kararı, özellikle Afrika ülkeleri ve BM’de söz sahibi olan devletler tarafından farklı yorumlanıyor. Bazı hukukçular, ICC’nin bu kararla birlikte “çifte standart” suçlamalarından kurtulmayı hedeflediğini iddia ediyor.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
Netanyahu hakkındaki tutuklama emri, İsrail’in uluslararası alandaki itibarını zedelerken, bölgedeki diğer aktörlerin de pozisyon almasına neden oldu. ABD, İngiltere ve Almanya gibi Batılı müttefikler ICC’nin kararına karşı çıkarken, Rusya ve Çin mahkemenin adımlarını desteklediklerini açıkladı. Bu durum, Ukrayna savaşı sonrası derinleşen Doğu-Batı ayrışmasını bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Mamdani, küresel güçlerin ICC karşısındaki ikiyüzlü tutumunu eleştirerek, uluslararası hukukun ancak eşit uygulandığında anlam kazanacağını söyledi.
Orta Doğu’da ise İran, Suudi Arabistan ve Mısır gibi ülkeler, ICC’nin kararına temkinli yaklaşıyor. İsrail’in güvenlik endişeleriyle Gazze’deki operasyonlarına devam etmesi, bölgesel istikrarı tehdit eden bir unsur olarak öne çıkıyor. Filistin yönetimi ise ICC’nin kararını memnuniyetle karşılarken, Netanyahu’nun yargılanması için uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırdı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destek ve İsrail ile zaman zaman gerilen ilişkileriyle bu gelişmenin yakın takipçisi konumunda. Ankara, ICC’nin kararını uluslararası hukukun bir zaferi olarak yorumlarken, Netanyahu hakkındaki suçlamaların ciddiyetle ele alınması gerektiğini savunuyor. Ancak Türkiye, bir yandan da İsrail ile enerji ve ticaret alanındaki ilişkilerini sürdürmeye çalışıyor. Bu nedenle, ICC kararının Türk dış politikasında bir denge arayışına yol açması muhtemel. Öte yandan, Gazze’deki insani krizin derinleşmesi, Türk kamuoyunda ve hükümette tepkilere neden oluyor. Türkiye’nin, BM nezdinde girişimlerini artırması ve uluslararası toplumu harekete geçirmeye yönelik diplomatik adımlar atması beklenebilir.